Alpha Trauma [Novel] - Pamuk Şeker - Bölüm 55
Kimse bu sözlere inanmadı. Sadece Wooyeon, şaşkın bir ifadeyle etrafına bakındı. Garam mırıldandı:
“İğrenç herif,”
Ama kısık sesi Wooyeon’un kulağına ulaşmadı. Üyeler hemen kendilerine gelip, sanki bu anı bekliyormuş gibi onları soru yağmuruna tuttular. Dohyun soruları umursamazca yanıtlarken sonunda Wooyeon’a şunları söyledi:
“Öyle görmemiştim ama galiba vicdan azabı çekmiyorum,”
Ve elini sıkıca kavradı. Bu yüzden Wooyeon, tüm ilgi dağılana kadar elini tutarak kanepede oturmak zorunda kaldı. Birbirine değen ellerinin sıcaklığından feromonlar yayılıyordu ama Wooyeon her türlü tepkiyi bastırdı. Wooyeon ne zaman elinden kurtulmaya çalışsa, Dohyun’un parmakları onunkilere daha da sıkı dolanıyordu.
Neyse ki kısa süre sonra kulüp üyeleri festival hazırlıklarıyla meşgul oldular. Ayrılma vakti yaklaştıkça, kutlama partisini iple çekerek toparlanmaya başladılar. Wooyeon ayağa kalkmaya çalıştı ama kulüp üyeleri daha hızlıydı.
“Biz dışarıda hazırlanıyor olacağız!”
“Acele etme, acele etme.”
“Birazdan görüşürüz, Wooyeon!”
Wooyeon daha ne olduğunu anlamadan, kulüp odasını hızla boşalttılar. Pamuk şeker makinesini, şekeri ve çeşitli eşyaları kapıp kaçışlarındaki çeviklik bile görülmemiş bir şeydi. Garam, elindeki saç bantları ve tişörtlerin olduğu kutuyu bırakırken gözlerini kıstı.
“Bunları da yanınıza alın.”
Arkasına bakmadan kulüp odasından çıktı. Wooyeon ve Dohyun arasında kalan tek şey o yalnız kutuydu. Herkes gider gitmez Dohyun, Wooyeon’un elini bıraktı ve kutuyu karıştırmaya başladı.
“Bugün neden bu kadar erken geldin?”
“Ha? Oh, uyuyamadım da…”
Wooyeon, hâlâ sıcak olan elini gerginlikle oynatarak cevap verdi. İlk kez düzgünce el ele tutuşmuşlardı ve ellerine feromonlar sinmişti. Ellerini yıkamalı mı diye düşünürken, Wooyeon, Dohyun’un neden aniden bir şey teklif ettiğini anlayamadı.
“Bunu denemek ister misin?”
Uzatılan şey, Wooyeon’un az önce taktığı tavşan kulaklı saç bandıydı. Wooyeon kaşlarını çattı ve hafifçe başını salladı. Dohyun’un az önce çıkardığı şeyi neden geri takmak istediğini anlayamıyordu. Bunun yerine, Dohyun hafifçe çenesinden tutarak onu çekti.
“Buraya gel.”
Her zamanki gibi, eğer bu Seonsaeng-nim’in bir emriyse, vücudu hemen tepki veriyordu. Wooyeon ona doğru döndüğünde, Dohyun saç bandını dikkatlice ona taktı. Wooyeon sadece eli kulağına değdiğinde irkildi ama direnmeden Dohyun’u izledi.
“Sana yakıştı.”
Dohyun, Wooyeon’un sessiz tavrından memnun kalarak başını salladı. Gözleri, burnu, ağzı ve sonra tekrar gözleri. Wooyeon’un yüzünü dikkatle inceledi, ağzını kapatıp gözlerini kıstı. Hafifçe çekik göz hatları bir tür hoşnutsuzluğu ifade ediyor gibiydi. Wooyeon, saç bandının baskı yaptığı kulak arkasını tuhaf bir şekilde düzeltti.
“Şimdi çıkarabilir miyim?”
“Hayır, kalsın.”
“…Neden?”
“Tatlı duruyor.”
Bir anlığına söyleyecek söz bulamadı. Muhtemelen ses tonunun aşırı tatlı gelmesinden kaynaklanıyordu. Böyle şeyler söylemek utandırıcı değil miydi? Dohyun şaka yollu bir tavırla devam etti.
“O olmasa bile tatlısın.”
“….”
Wooyeon, boynu kızararak saç bandını çıkardı. Kutunun içine fırlatırken Dohyun pişmanlıkla dilini şaklattı. Wooyeon şikayetlerini dile getiremeden Dohyun kıkırdadı ve kutuyu karıştırmaya başladı.
“Sana takılmıyordum.”
“Hayır, doğru değil.”
“Pek değil.”
“Az önce bana tuhaf bir şekilde baktın.”
“Ben mi?”
Dohyun, ‘neden bahsediyorsun?’ der gibi kıkırdadı. Daha fazla konuşursa kendini daha da utandıracağını bilen Wooyeon, başını sallayarak önemli bir şey olmadığını belirtti. Dohyun kayıtsızca yeni bir saç bandı uzattı.
“Sana yakıştı demiştim.”
“…Efendim?”
“Çok yakışıyor.”
Wooyeon, Dohyun’un bakışları altında gerilse de bir şey diyemedi. Dohyun’un bakışları sanki onu bütünüyle süzüyordu. Gözlerindeki o ifade, Wooyeon’un yanaklarının daha da kızarmasına neden oldu. Wooyeon bakışlarını kaçırırken kalbinin hızlandığını hissetti.
“Gerçekten çok tatlı duruyor.”
“…”
Dohyun gülümsedi ama bu gülümseme yoğun bir anlam taşıyordu. Wooyeon’un utancı feromonlarına yansıyor, odadaki hava giderek ağırlaşıyordu. Dohyun, Wooyeon’un tepkisinden keyif alıyormuş gibi başını hafifçe yana eğdi ve elini tekrar kutuya uzattı.
“O zaman bir de bunu deneyelim.”
Uzatılan şey kedi kulaklı bir saç bandıydı. Az önceki tavşan kulaklarına benziyordu; tüylü bir malzemeden yapılmıştı, dışı beyaz içi pembeydi. İnsanın tüylerini diken diken edecek kadar sevimli görünüyordu.
“…Garam sunbae senin noona’n mı?”
“Evet, o noona ve ben de sunbae’yim.”
Wooyeon itiraz etse de Dohyun inatla saç bandını ona taktı. Kanepede yan yana oturdukları için kaçacak yeri yoktu. Saçlarını dikkatlice düzelttikten sonra Dohyun, Wooyeon’a gülümsedi.
“Çok tatlı.”
Gerçekten öyle düşünüyormuş gibi genişçe gülümsedi. Dohyun bir dahaki sefere bir kurdele denemeyi teklif etti ama Wooyeon bunu kesin bir dille reddetti.
“Pekâlâ, o zaman şimdi konuşalım.”
Dohyun bir kolunu arkalığa atmış, diğer eliyle Wooyeon’un başının arkasını nazikçe okşuyordu. Başının arkasını hafifçe gıdıklayan o temkinli dokunuş inanılmaz derecede nazikti. Wooyeon, Dohyun’un kolları arasında hapsolmuş halde bakışlarını kaçırdı.
“…Ne oldu?”
Ona her baktığında o günün anıları hücum ediyordu. Penisindeki o his, kulağına fısıldanan sözler, hatta Dohyun’un eylemleri başlamadan önce mırıldandığı küfürler.
‘Ah…. Kahretsin, bilmiyorum.’
Küfür edecek biri gibi görünmese de, o kelimeleri söyleyişi şaşırtıcı derecede seksiydi. Boğuk sesi o kadar kışkırtıcı geliyordu ki Wooyeon’un alt karnının ısınmasına neden oluyordu.
“Yeon-ah.”
Tabii ki o çağıran ses en iyisiydi.
“Neyi yanlış yaptım?”
Kalbinin yumuşadığını hisseden Wooyeon göz kapaklarını indirdi. Bir haftadır bilmemezlikten gelmişti ama artık sınırına ulaşmış gibiydi. Neyse ki anlayışlı Dohyun, Wooyeon’un ne düşündüğünü fark etmemişti.
“Öyle değil.”
“O zaman neden benden kaçıyorsun?”
Dohyun şimdi Wooyeon’un yanağına dokunuyordu. Başparmağıyla her dokunuşunda Wooyeon’un yüzü pembeleşiyordu. Alenen yayılan feromonlar da teninin renginin değişmesine katkıda bulunuyordu.
“Sadece… bazı şeyler…”
Kaçmadığı yalanı bir işe yaramazdı. Ama ‘Rüyama girdin’ diyemezdi. Bazı yalanları karıştırmak sonunda her şeyi açıklamasına neden olabilirdi.
“Ne gibi şeyler olabilir…”
Dohyun’un sesi, bu işin peşini kolayca bırakmayacağını hissettiriyordu. Wooyeon’un gözaltlarını nazikçe okşayarak başını yana eğdi.
“Öpücüğü sevmedin mi?”
“Hayır!”
Wooyeon şaşkınlıkla cevap verdi. Dohyun’un hayali öpücüklerini bile severken bunu nasıl sevmezdi? Yine de şu an bile Dohyun’un dudakları zihninde asılı kalmıştı.
“Şey… Sevdim. Gerçekten.”
Wooyeon, boğazı kuruyarak cevap verdi ve dudaklarını diliyle ıslatmak zorunda kaldı. Dohyun ona kısık gözlerle baktı.
“Gerçekten mi?”
Sesi çaresizleşmişti. Wooyeon, eğer Dohyun yine yanlış anlarsa bir daha onu asla öpmeyeceğinden korktu. Wooyeon’un huzursuz tavrını izleyen Dohyun nazikçe konuştu.
“Bunun gibi, dilini dışarı çıkar.”
“…?”
Wooyeon talimat verildiği gibi itaatkâr bir şekilde dilini dışarı çıkardı. Dohyun hemen uzanan dilini kendi dudaklarıyla hapsetti.
“…Ah!”
Dohyun’un ön dişleri, Wooyeon’un dilinin ucunu hafifçe ısırdı. Acıdan ziyade karıncalanma hissi veriyordu. Wooyeon şaşkınlıkla onu itmeye fırsat bulamadan, Dohyun kendi dilini Wooyeon’unkine nazikçe sürttü. Zihni eriyip gidiyor gibiydi. Nefesleriyle birlikte feromonlar birbirine karışıyor, Wooyeon’un her hücresine iz bırakıyordu. Wooyeon’un dilini emen Dohyun, başını hafifçe eğerek pozisyonunu düzeltti. Wooyeon gözlerini sıkıca kapattı, sığ nefeslerine ayak uydurmaya çalışıyordu.
“Evet….”
Feromonlar akciğerlerinin derinliklerine kadar işledi. Boğazı titredi ve istemsizce inlemeler döküldü. Dohyun, Wooyeon’un sızlanmasını sevimli bulmuş olacak ki bir gülüşün titreşimini hissettirdi. Wooyeon’un eli sıkmakla bırakmak arasında tereddüt ederken, Dohyun o eli tutup kendi boynuna yerleştirdi.
‘Ah, çok iyi hissettiriyor….’
Tükürüğü boğazından bir yudumda geçti. İkinci öpücük ilkinden daha yoğundu. Nefes alacak yer yoktu, sadece Dohyun’un feromonları ve yeni keşfedilen bir arzu içini dolduruyordu. Sıcak ve nemli dilleri her birbirine dolandığında, Wooyeon farkında olmadan bir Omega feromon dalgası yayıyordu.
Böylesine güzel bir şeyi nasıl sevmezdi? Heyecan dolu geçen son seferin aksine, bu kez vücudu sıcaklığın etkisi altındaydı. Dohyun’un kulak memesine dokunuşu bile yoğun bir hassasiyet hissettiriyordu. Ama söylenecek tek şey buydu. Bu yüzden Wooyeon kontrolsüzce Dohyun’a tutundu, omuzları sarsılıyordu. Hâlâ alışık olmadığı bir eylem olduğu için tek yapabildiği Dohyun’un yaptıklarını kabul etmekti.
Kulak memesi, çene altı ve sonra boyun kökü. Onu art arda okşayan Dohyun, başını çevirdi ve dilini damağına sürttü.
“…!”
O anda, alt karnına ani bir gerginlik dalgası hücum etti. Wooyeon gözlerini kırpıştırdı ve zorla Dohyun’un omuzlarını itti. Dohyun geri çekildi ve Wooyeon’a boş gözlerle baktı.
“…Neden?”
Isıyla dolup taşan feromonlar havada süzülüyordu. Öpücükten hemen sonra dudakları pürüzsüz ve kaygandı. Wooyeon bir eliyle ağzını kapatırken, diğeriyle Dohyun’un omzunu kavrayarak tereddütle konuştu.
“Şey, o, şeydi…”
Koyu kehribar rengi gözleri huzursuzca titriyordu. Yuvarlak gözleri her an ağlayacakmış gibi nemliydi. Vücudu belirsiz bir durumdaydı ve sızan feromonlar—hiç de doğal bir tepki değildi. Dohyun’un bakışları yavaşça bu bariz tepkiye indi.
“…”
“…”
Yapacak bir konuşma kalmamıştı. Onu öpmüş olması ya da atmosferin bozulmuş olması önemli değildi. Akıllarındaki tek düşünce hemen oradan ayrılma ihtiyacıydı.
Wooyeon arkasına bakmadan kulüp odasından fırladı. Neyse ki koridorun sonundaki tuvalet sessizdi, tek bir yaşam belirtisi yoktu. Kapıyı kapatır kapatmaz bir nefret dalgası içini kapladı.
“…Kesin görmüştür.”
Vücudu neden sadece bir öpücüğe bu kadar güçlü tepki vermişti? Şanssız olsa bile bu kadarı fazlaydı. Neden tişörtü pantolonunun içine sokulu olmak zorundaydı ve neden o şişkinlik bu kadar dikkat çekiciydi? Ve en kötüsü, neden Dohyun her şeyi görmek zorundaydı?
Wooyeon hâlâ takılı olan kedi kulaklı saç bandını çıkardı ve lavaboya doğru sendeledi. Saçları darmadağın, yüzü kıpkırmızı ve ifadesi yenik düşmüştü. Yüzüne soğuk su çarptı ama heyecanının yatışacağına dair hiçbir belirti yoktu.
“Ölmek istiyorum…
Seonsaeng-nim onu bu halde görünce ne düşünmüştü? Ne kadar sapıkça görünmüş olmalıydı? Sadece bunu düşünmek bile gözlerinin önünün kararmasına yetiyordu.
Sakat çocuğum seme seni seviyor hoşuna gitmiştir 😭😭
Sende onu sertlestir intikam👿
O da kalktı rahatta kal askim