Alpha Trauma [Novel] - Parçalı Bulutlu - Bölüm 50
Ağzından çıkan kelimeler sadece bundan ibaretti. Bu bir şaşkınlık ya da inançsızlık değildi. Bu duygulara öfke baskın geliyordu. Onca şeyden sonra, şimdi kalkmış özür diliyordu. Sadece saçmalıklarını dinletmek için onca yolu gelmişti.
“Grup projesi notun yüzünden mi?”
En muhtemel tahmini bir çırpıda söyleyiverdi ama Junseong bunun yerine daha da çattı kaşlarını. Yüzünü buruşturup dişlerini sıkarak sertçe karşılık verdi.
“Kimi kandırıyorsun sen? O geçen haftaya kadardı, bitti gitti değil mi?”
Wooyeon başka bir şey söylemedi ve vücudunu yana çevirdi. Zaten en başından beri konuşmaya niyeti yoktu ve eğer böyle vakit kaybederse, bu tamamen anlamsız olacaktı. Daha bir an öncesine kadar bulutların üzerinde yürüyormuş gibi hissediyordu ama Junseong’u görünce tepetaklak yere çakılmıştı.
“Hey, daha lafım bitmedi!”
Junseong bir kez daha Wooyeon’un yolunu kesti. Kolunu ya da çantasını tutmaya yeltenmedi, belki de defalarca reddedildiği içindi bu. Eğer onu tekrar tutarsa buna tahammül etmeyeceğini düşünüyordu ama bir yandan da pişmanlık hissediyordu.
“Söyleyecek hiçbir şeyim yok. Çekil kenara.”
Wooyeon canı sıkkın bir ifadeyle kaşlarını çattı. Bir an önce kulüp odasına gitmek istiyordu ama tam da işinin bittiğini sandığı bu adam ortaya çıkmış ve zamanını çalıyordu.
Junseong başının arkasını kaşıdı ve kafasını yana çevirdi.
“Ben… şey, seni rahatsız ettiğim için özür dilerim.” “…” “O zamanlar gerçekten toydum. Ailenin durumu iyi olduğu için seni kıskanmıştım. Ama sonra sen beni görmezden gelmeye devam ettin…”
“Peki benden ne istiyorsun?”
Bu, daha fazla ilgiyi hak etmeyen bir konuşmaydı. Ne bu ani kalp değişikliğinin sebebini bilmek istiyordu ne de onun bahanelerini dinleyecek vakti vardı. Wooyeon, Junseong’un sözünü kesti ve en anlaşılmaz noktaya parmak bastı.
“İsmini grup projesinden çıkarmasaydım benden özür dileyeceğini sanıyor musun?” “…”
Junseong hemen ağzını kapattı. Belki de Wooyeon daha uysal olsaydı, karşısına böyle boynu bükük bir tavırla çıkmazdı. Özür dilemek yerine, tıpkı eskiden olduğu gibi talep eder ve muhtemelen Wooyeon’a eziyet ederdi.
“Hayır, eğer tekrar karşılaşmasaydık beni hatırlar mıydın ki?”
Wooyeon onun içtenlikle pişmanlık duyduğunu düşünmüyordu. Eğer tekrar karşılaşmasalardı, anılarda gömülü kalmış acınası bir adamdan fazlası olmayacaktı. Ergenlikten kalma yaramaz bir anı olarak hatırlanırsa şanslı sayılırdı.
“Şu an iyi olmadığımı düşündüğün için özür diliyorsun. Sadece vicdanını rahatlatmak için.” “Özür bekleyen kim?”
Konuştukça içi daha da daralıyordu. Ferahlatıcı değildi; boğucuydu. Rahatlamak yerine, Kang Junseong’un yüzünün utançla çarpılmasını izlerken öfke hissediyordu ama bu hayal ettiği kadar tatmin edici değildi.
“Ne yaparsan yap, bu sana kalmış ama ben bunu kabul etmek zorunda değilim.”
Bunu Garam’ın özrünü duyduktan sonra Kim Dohyun’dan öğrenmişti. Çok doğal bir ilkeydi ama bu tiplerin sıkça unuttuğu bir şeydi.
“…Çok genç olduğum için bir hata yaptım. Gerçekten üzerinde düşünüyorum.”
“Bir hata mı?”
Wooyeon inanmazlıkla güldü. Hata mı? Bu, ne zaman ona ellerini sürmeye kalksalar Alfaların uydurduğu bahaneydi.
“Kim üç yıl boyunca aynı hatayı yapar?”
Hata, kasıtsız yapılan bir yanlıştı. Junseong’un yaptığı gibi üç yıl boyunca aralıksız birine eziyet etmek değil; telefonu düşürmek, bir test sorusunu yanlış cevaplamak gibi şeylerdi hata.
Üstelik, yaptıklarından gerçekten pişmanlık duyan insanlar nadiren aynı davranışları tekrarlardı. Bir insanın değişmesi imkânsız olmasa da, Wooyeon bunun Junseong için geçerli olduğunu düşünmüyordu.
“Bunu zaten söyledim sanıyordum… Hiç özür dilememişsin gibi yapalım. Yüzüne bakmak bile midemi bulandırıyor.”
Gerçekten de Wooyeon’un yüzü her an kusacakmış gibi solgundu. Ondan yayılan feromonlar da nahoş bir hava yayıyordu. Junseong içgüdüsel olarak irkildi, ardından Wooyeon uzaklaşırken onu tekrar takip etti.
“Hey, beni affetmen için ne yapmam gerekiyor? Diz mi çökmeliyim? Ya da belki… sana para mı ödemeliyim?”
İki seçenek de cazip değildi. Birinin diz çökmesini izlemek istemiyordu (zaten Junseong’un pek niyeti yok gibiydi) ve konu para ise, onda fazlasıyla vardı. Hiçbir şey istemediği için, tek umudu Junseong’un ona yapışmamasıydı.
“Şu an aşırı bir şey istemiyorum. Sadece herkes gibi davranalım…”
“Evet.”
Wooyeon kararlı bir ifadeyle Junseong’a seslendi. Cüsse olarak daha küçük olmasına rağmen baskı altında hisseden Junseong’du. Wooyeon, etraftaki bakışların farkında olarak feromonlarını bilinçli bir şekilde bastırdı.
“Şu an tam da bundan bahsediyorum.”
Wooyeon’un hayatında kelimelerin işe yaramadığı tek bir yer varsa, o da annesiyle olan ilişkisiydi. Hayır, annesi onu anlamasa bile, Junseong ile konuşmaya çalışmaktan daha iyiydi. Temel inançları birbirine çok tersti.
“Sadece çakışan tek bir dersimiz var ve gelecekte başka grup projesi olmayacak, o yüzden birbirimizi tanımıyormuş gibi davranalım.”
“…”
“Dediğin gibi, tıpkı ‘herkes’ gibi. Çok mu zor?”
Junseong, yüzünde yaralı bir gururla yumruğunu sıktı. Şüphesiz, hiçbir pişmanlık ifadesi yoktu. Üzgün hissetmeyi aklından bile geçirmiyormuş gibi görünüyordu, bu yüzden Wooyeon onun neden böyle davrandığını anlayamıyordu.
Junseong başını derin bir şekilde eğdi ve şapkasını düzelttikten sonra ağır bir iç çekti.
“Sadece selamlaşma. Sadece selamlaşıp geçelim.”
Uzlaşmaya istekliymiş gibi tınlıyordu sesi. Bununla yetinecekmiş gibi bir memnuniyet edasıyla bir adım geri çekildi. Wooyeon ifadesiz bir yüzle cevap verdi.
“İstemiyorum.”
***
Kulüp odası alışılmadık bir şekilde, genelde ortalarda görünmeyen üyelerle doluydu. İçeri girer girmez kalabalık karşısında şaşıran Wooyeon’un gözleri, Dohyun’un bakışlarıyla karşılaştığında parladı. Daha birkaç dakika önce kendini pislenmiş hissederken, sanki bir anda yıkanmış gibi arınmış hissetti.
“Görüşmeyeli uzun zaman oldu, Wooyeon!” “Hey, daha da yakışıklı olmuşsun.” “Junseong bugünlerde kavga çıkarmayı bıraktı mı?”
Soru yağmurunu uygun bir şekilde yanıtlayan Wooyeon içeri adım attı. Hareketli ortamdan rahatsız değildi ama ilginin bir anda üzerinde toplanması biraz bunaltıcıydı. Böyle bir durumda bile, derme çatma yatağı tamamen kaplayan Garam hala etkileyiciydi.
“Bugün bir şey oldu mu?”
Dohyun kibar bir gülümsemeyle Wooyeon’a sordu. Sunbae’lerden biri kıkırdayarak, “Sen kimsenin babası değilsin, Oppa,” dedi.
Dohyun’un yanı ve Seongyu’nun yanı. İki boş koltuktan Wooyeon içgüdüsel olarak Seongyu’nun yanına oturdu.
“Sadece derslere girdim.”
İki çift göz Wooyeon’un yüzüne kilitlenmişti. Biri Seongyu’nun, diğeri ise Dohyun’undu. Wooyeon’u sessizce izleyen Dohyun, kısa bir duraksamadan sonra hafifçe başını salladı.
“Çok çalıştın.”
Wooyeon kendi sözleri ile Dohyun’un cevabı arasındaki ince boşluğu fark etti. Kesinlikle bir tereddüt vardı ama sebebini çözemedi. Üstelik Seongyu’nun neden bu kadar huzursuz göründüğünü de anlamıyordu.
“Canını sıkan bir şey mi var?”
“…Hayır.”
Seongyu başını eğerken gözlerini devirdi. Kayıp bakışları kağıtlarla dolu masaya indi. Wooyeon, Seongyu’ya olan ilgisini çabucak kaybetti ve onun yerine gizlice Dohyun’a baktı.
“Herkes aşağı yukarı burada olduğuna göre, bütçeyi falan açıklayacağım.”
Kulüp başkanı pozisyonuna yaraşır şekilde toplantının liderliğini üstlendi. Okuldan gelen fondan, yaklaşık bütçeden, standın nasıl kurulacağından ve fiyatlandırmadan bahsetti. Sesi pürüzsüz ve sakinleştiriciydi, hiç takılmadan konuşuyordu.
‘Keşke onun yanına otursaydım.’
Eğer Dohyun’un yanına otursaydı, her şeyi daha yakından duyabilirdi. Hatta onun şefkatli feromonlarının tadını çıkarabilirdi. Şimdi onun yanındaki koltuğu kapmış olan diğer kulüp üyesini kıskanırken buldu kendini.
“Herkes bir şeyler yapmayı deneyecek ve en iyisini yapan kişi o işi üstlenecek. Elleri boş olanlar ise tanıtım ve müşteri çekme işine odaklanabilir.”
“Ama şeker iyi satar mı? Pek kimsenin alacağını sanmıyorum.”
Bir birinci sınıf öğrencisi endişesini dile getirdi. Diğer seçenekler daha doyurucu olduğundan, insanların yemesi zahmetli olacak şekerlerle uğraşacağından şüpheliydiler.
Tam o sırada, yatmakta olan Garam aniden doğruldu.
“Hey, eğer onları Kim Dohyun yaparsa kesin satarlar. Ne kadar popüler olduğunu biliyorsun.”
Garam ekşi bir ifadeyle Dohyun’u işaret etti. Dohyun’u kendi ağızlarıyla övmek onlara biraz garip gelmiş gibiydi.
“Görünüş her şeydir. Bu yüzden dört yıl önce bile, barın yeri arka sokak gibi bir yerdeyken, sırf bir Sunbae yüzünden her şey satılmıştı.”
Wooyeon doğal olarak ‘Yönetim Tanrısı’nı düşündü. Oldukça akılda kalıcı bir lakaptı diye geçirdi içinden. Bu noktada Dohyun’un o zamanki halini merak etmeye başlamıştı ama yine de lakabı eğlenceli buluyordu.
“Evet, o zamanlar çılgıncaydı.”
“O zaman sadece senin olman bize yeter, Oppa.”
Üyeler hemen hemfikir oldu, heyecanla birer birer onayladılar. Nedense Seongyu, Wooyeon’a bir bakış attı ama Wooyeon gizliden gizliye ‘seonsaeng-nim’in şekerlerini’ iple çekiyordu. Dohyun’a kaçamak bakışlar atarken, biri parmaklarını şıklatarak yüksek bir ses çıkardı.
“Stant tanıtımını Wooyeon halledebilir.”
“…”
İsminin aniden geçmesiyle Wooyeon’un yüzü istemsizce çarpıldı. O da bir kulüp üyesiydi ve yardım edecekti etmesine ama ‘tanıtım’ işinin ona yıkılması fikri şaşırtıcıydı. Daha önce pankart gibi şeyler gördüğünü hatırladı. Bu, onları taşıması gerektiği anlamına mı geliyordu?
“Ah, doğru. Kulübümüzde iki yetenek var.”
“Büyük şekerler taşımak hoş olurdu.”
“Vay canına, çok tatlı olur.”
“….Ben mi?”
Wooyeon isteksiz bir ifadeyle temkinli bir şekilde cevap verdi. Sadece onları taşımanın hoş olacağını düşünüyordu ama bunun gerçekleşme ihtimali çok düşüktü. Sadece şekerleri taşıyıp gezmek etkili bir tanıtım olmazdı. Anladığı kadarıyla, sokak tanıtımı yapmasını önerdikleri açıktı.
“Eğer Wooyeon tanıtımı yapar, Hyung da satarsa, büyük bir patlama olur.”
“Şimdiden para yığınlarını görebiliyorum.”
“Sadece birkaç bin wonluk şekerlerle mi?”
Wooyeon kendine güvenmiyordu ama plan tıkır tıkır işliyordu. Kedi kulaklarıyla yapalım, tavşan kulaklarıyla yapalım ya da kafa bandı takalım… Çeşitli öneriler havada uçuşurken, Dohyun sessizce ağzını açtı.
“Hayır.”
Bir anda kulüp üyeleri sessizliğe büründü. Sesi yüksek olmasa da dikkatlerini çekmeye yetmişti. Dohyun elindeki kalemi çevirdi ve yumuşak bir sesle konuştu.
“Tanıtımı Wooyeon yapmayacak.”
niye belki istiyor slssndjd
Kıskandı gibi😏
Fikrini kimse sormadı Dohyun ikile