Alpha Trauma [Novel] - Tilki Yıldızı - Bölüm 71
Duyduklarına bir anlam veremiyordu. Tüm hafta sonu boyunca telefonunu defalarca kontrol etmişti ama Junseong’dan ne bir mesaj ne de tek bir arama gelmişti.
“……Ne?”
“Herhangi bir temas……”
Anlattığına göre Junseong, o günkü ani özürden sonra ona hiç ulaşmamıştı. Wooyeon’un numarasını bilmediği de söylenemezdi çünkü hala grup projesi sohbet odasındaydılar.
“Neden bahsettiğini sanıyorsun sen? Kaç defa seni aradığımı biliyor musun……!”
“Defalarca, öyle mi?”
Aniden Dohyun araya girdi. Junseong’a ifadesiz bir suratla bakarak konuştu.
“Neden onunla o kadar çok iletişim kurman gerekiyordu?”
O anda Wooyeon’un aklından bir ihtimal geçti. Ama şüphelenmeye bile vakit bulamadan, zihninde soğuk bir ses yankılandı.
“İletişim sadece grup projesi için olmalıydı.”
Atmosfer gergindi. Dohyun ve Junseong birbirlerine sanki birbirlerini parçalayacaklarmış gibi bakıyorlardı. Bir an için Junseong, bakışlarını Wooyeon’a çevirmeden önce dişlerini sıktı.
“Hey, benimle yalnız konuş.”
“……Sana söyleyecek hiçbir şeyim yok.”
“Siktir, Seon Wooyeon!”
Tehlikeli feromonlar yayıldı—ama Wooyeon’dan değil, Dohyun’dan. Junseong irkilerek geri çekildi, yüzü buruştu.
“Ha…… bu çok saçma.”
Öfkeli bakışları Dohyun’u es geçip Wooyeon’a takıldı.
“Biriyle mi çıkıyorsun?”
“Ne?”
Bu sefer Wooyeon bunun gerçekten duyabileceği en saçma şey olduğunu düşündü. İster biriyle çıkıyor olsun ister olmasın, bu Junseong’u ilgilendirmezdi. Özellikle de onun gibi bir ihanetten sonra.
“Siktir, sanki her şeyi tek başına göğüslüyormuşsun gibi davranmayı kes.”
“Ne, ne diyor o?”
Garam’ın küçük fısıltısı kulağına ulaştı. Ama Junseong orada durmadı; dudakları çarpık bir gülümsemeyle kıvrıldı.
“O bilmiyor, değil mi?”
Bilmediği şeyi sormasına gerek yoktu. ‘Tabii ki bilmiyordur, işler zaten böyledir’ dedi. Junseong nefesinin altından mırıldanarak bir kahkaha attı ve başını Wooyeon’a doğru salladı.
“Eskiden şişko bir domuzdun.”
Üç çift göz Wooyeon’a döndü. Hava, öncesinden farklı bir şekilde ağırlaştı.
“Ortaokuldayken Seon Wooyeon’un neye benzediğini bilseydiniz, muhtemelen onunla çıkmazdınız. Değil mi?”
Muzaffer bir edayla Junseong, Wooyeon’un çevresindekilere göz gezdirdi. Dördüne de baktıktan sonra tekrar Wooyeon’a döndü ve dedi ki:
“Belki de yüzünü parayla düzelttin ama o iğrenç kişiliğini parayla düzeltemezsin.”
“……”
“Arkadaşların da bilmiyor, değil mi? Beni köpek gibi dövdüğünü ve bunu kapatmam için bana sus payı verdiğini?”
Wooyeon tek bir kelime etmeden yumruklarını sıktı. Junseong’un dediklerinin gerçek olmadığını biliyordu ama bunu arkadaşlarına açıklayacak cesareti yoktu. Junseong haklıymış gibi görünerek etrafına bakmaya devam etti.
“Sanırım sadece paran için seninle takılıyorlar……”
Ama Junseong bitiremedi. Söze girdiği anda Dohyun’un feromonları patladı. Ezici bir dalga gibi yayılıp her bir köşeyi Junseong’a doğru keskinleştirdiler.
“Devam et.”
Dohyun’un sesi buz gibi bir feromonla titredi. Kasvetli tonu her zamankinden daha soğuktu. Wooyeon yukarı baktığında aynı buz gibi ifadeyi gördü—değişmemiş, okunaksız.
“Kang Junseong?”
“……”
“Evet…… sanırım ismin buydu.”
Zift karası gözleri hafifçe titredi. O nazik tavrı tamamen öfkeye boğulmuştu. Dohyun, dudaklarının kenarını kıvırarak kısık sesle konuştu.
“Sen.”
Junseong irkildi, omuzları sarsıldı. Hala ayaklarının üzerindeydi ama ten rengine bakılırsa bunu başarmak bile onun için zor görünüyordu. En azından Wooyeon feromonlarını serbest bıraktığında olduğu gibi ağzından salyalar akmıyordu.
“Eğer yapmadığını söylemek istiyorsan, tam olarak neyi ‘yapmadığını’ anlatarak başlamalısın.”
“……”
“Ortaokuldan sen bahsettin. Şimdi, yapmadığını söylersen sana kim inanır?”
Sesi her zamanki gibi ölçülüydü. Feromonları kendi dillerinde öfkeyle dökülürken, Dohyun nefes almaya çalışan Junseong’u izledi ve sesini değiştirmeden ekledi.
“Eğer açıklayacaksan açıkla. Eğer sadece kavga edeceksen kavga et. İleri geri giderek insanları sinirlendirme.”
Junseong alt dudağını ısırdı. Çenesi, dudakları bembeyaz olana kadar gerildi ve gözleri Wooyeon’a kilitlendi. Bakışları haksızlığa uğramış gibiydi.
“……Ben o yazıyı paylaşmadım.”
“……”
“Yemin ederim. Kahretsin…… o siteye üye bile olamıyorum……”
Wooyeon, Junseong’un gerçekten haksızlığa uğramış gibi görünmesine şaşırmıştı. Herkes ne derse desin, failin Junseong olmasını beklemişti—ama bu bir yalan gibi görünmüyordu. Wooyeon tam ağzını açıp bir şey söyleyecekken Dohyun kestirip attı.
“O zaman sanırım fotoğrafları çeken sendin.”
Junseong’un yüzü bembeyaz oldu. Birinin tam kalbinden vurulmuş gibi görünmesi herkese malum olmuştu. Çöken sessizliğin ortasında Dohyun, en ufak bir duygu belirtisi göstermeden ona yaklaştı.
“Aptal.”
Sanki söylenecek başka bir şey yokmuş gibi Wooyeon’un elini tuttu, parmaklarını birbirine geçirdi ve feromonlarını sakinleştirdi. Gitmek için arkasını döndüklerinde Garam, Junseong’un yakasından yakaladı.
“Siktir, o sen miydin?”
“Noona!”
Seongyu hemen Garam’ı geri tuttu. Wooyeon onu durdurmaya çalıştı ama Dohyun Wooyeon’un elini bırakmadı, bırakamazdı da. Arkasına bile bakmadan Dohyun, Wooyeon ile yürümeye başladı.
“Sunbae, bekle! Sunbae!”
Wooyeon bacaklarını zorladı, bocalıyordu. Etraftaki fısıltılar giderek yükseldi ama Dohyun’un yavaşlamaya hiç niyeti yoktu. Garam ve Seongyu, hatta peşlerinden koşan Junseong’un arkadaşları bile bir noktada birleşti.
“Hey, bırak beni! Bu serseri…… bugün, ben……!”
“Noona, bunu yapamazsın!”
“Ah, neden böyle yapıyorsun? Hey, Kang Junseong, hey! Kendine gel!”
Sonunda Wooyeon, tüm gücüyle Dohyun’u çekti. Dohyun olduğu yerde durdu ve yavaşça ona baktı. Wooyeon kaşlarını çatarak Garam’a bir göz attı.
“Ne yapıyorsun, bu şekilde gidemezsin! Noona’yı durdurmamız lazım!”
“Neden onu durdurmalıyım?”
“Ha?”
Wooyeon şaşkınlıkla ona baktı. Dohyun sadece ona bakmaya devam ediyordu.
“Moon Garam kavga etmeyi bilir. Eğer vurursa vurur; karşısındakinden lafını esirgemez.”
“Hayır, mesele bu değil. Eğer bu iş davalık olursa çok zahmetli olur.”
Dohyun anladığını belirtircesine başını salladı.
“Ah…… evet, bu doğru.”
Wooyeon’u arkasında bıraktı ve ileri atıldı. O kadar hızlıydı ki, sersemlemiş Wooyeon sadece uzaklaşan sırtına bakakalabildi.
Tek bir hamlede Dohyun uzandı ve zahmetsizce Garam’ı kenara çekti.
“Siktir, Kim Dohyun, sen de mi……!”
Sonra inanılmaz bir şey oldu. Dohyun, hala Junseong’u yakasından tutarken tüm gücüyle bir yumruk savurdu. Bir çatlama sesiyle birlikte Junseong’un kafası yana savruldu.
“……”
“……”
Sanki üzerlerine buz gibi bir su dökülmüş gibi, çevre aniden sessizliğe gömüldü. Wooyeon, hatta o ateşli Garam bile ağzı açık bakakaldı.
Sessizlikte Dohyun baygın haldeki Junseong’u bıraktı ve arkadaşına döndü.
“Bunu ezberle.”
“……Ha?”
“Eğer hatırlayamıyorsan telefonunu çıkar ve yaz.”
On bir rakamdan oluşan bir numara söyledi. Numarayı alan arkadaşı bir an duraksadı ve numara biter bitmez Dohyun sağ elini sallayarak kaşlarını çattı.
“Uyandığında söyle ona bana ulaşsın.”
“……”
“İster dava açar ister tazminat ister eğer Wooyeon ile iletişime geçerse rahat bırakmam.”
Pekâlâ, zaten hiçbir şey alamayacaktı. Dohyun bunu kendi kendine mırıldandı, sonra Garam ve Seongyu’ya baktı. Şaşkınlıktan donup kalmış olan ikiliye gelişigüzel bir şekilde şöyle dedi:
“Eğer birinin vurulması gerekiyorsa, o kişi ben olmalıyım.”
Wooyeon bir ‘seonsaeng-nim’in birine vurduğunu hiç hayal etmemişti. Dohyun her zaman nazik ve kibardı; Wooyeon’u hiç azarlamamıştı, bırakın ona kızmayı. Doğal olarak onun meseleleri hep sakinlikle çözeceğini düşünmüştü.
“Ama Sunbae, yumruk atarken ne düşünüyordun!”
Eve dönüş yolunda Wooyeon amansızca Dohyun’u azarlıyordu. Daha doğrusu o endişeliydi—ama Sunbae’nin o sakin, aldırmaz yüzünü görmek onu hayal kırıklığına uğratıyordu. Hafif bir tereddüt izi bile yoktu yüzünde; sadece sağ elindeki hafif kırmızılık Wooyeon’un canını sıkıyordu.
“Ya gerçekten dava açarsa? Tazminat mı ödeyeceksin? Sunbae, evde çok paran mı var?”
“Eee…… hayırsa, ders vererek kazanırım.”
“Ah, Sunbae!”
Onu bu şekilde gören Dohyun her zamanki gibi gülümsedi. Ona deli dediğinde bile gülümsemişti; insanların ne diyeceği konusunda endişelendiğinde de gülümsemişti.
Gülümsemediği tek an Wooyeon’un sesinin çok üzgün ve kırgın geldiği andı:
“Hepsi benim yüzümden mi?”
“……”
Dohyun kaldıkları apartman kompleksine girerken kaşlarını çattı. Derin bir iç çekti ve sağ eline bir göz attı.
“Sana zaten iyi olduğunu söylemiştim. Bunu bir iki gündür yapmıyor……”
“Yeon-ah.”
Sesi her zamankinden daha nazikti. Tonundaki o tatlılık Wooyeon’un endişeli kalbini okşar gibiydi. Dohyun geniş park alanına girdi ve Wooyeon’a döndü.
“Bir süre benim yanımda kalmak ister misin?”
Dohyun’un dudakları kıvrıldı. Nazik gözleri sanki onu ayartmaya çalışıyordu. Wooyeon’un kulakları kızardı ve kısık bir sesle sordu:
“……Şu an benimle flört mü ediyorsun?”
“Eğer flört gibi görünüyorsa, bunu bir başarı olarak sayacağım.”
Kemerini çözdü ve ona doğru uzanıp başını ve kulaklarını nazikçe okşadı, sonra yavaşça pürüzsüz yanaklarını sevdi. Ona her dokunuşunda Wooyeon’un tenindeki tüyler diken diken oluyordu.
“O kadar ısrarcı ki……”
Wooyeon mırıldandı ama yine de yüzünü Dohyun’un eline yasladı. Dohyun, onun bu iyi eğitilmiş yavru köpek gibi davranışına hafifçe güldü.
“Eğer mesele ısrarcı olmaksa, kendime güveniyorum.”
Bunu tam bir güvenle söylemişti. Wooyeon inanmayarak ona baktı. Sonra bir iç çekerek alçak sesle mırıldandı:
“Doğru. Senin böyle biri olacağını düşünmemiştim.”
Dohyun’un gözbebekleri onun yansımasıyla doluydu. Keskin siyah gözleri Wooyeon’un yüzünü dikkatle inceledi. Kulak memelerini nazikçe ovuşturdu ve yumuşakça sordu:
“Ne?”
“Kang Junseong’un numarası.”
Wooyeon, Dohyun ile göz göze gelerek yavaşça cevap verdi. Tamamen emin değildi ama bir şekilde bunun doğru olduğunu hissetmişti.
“Onu engellemiştin, değil mi Sunbae?”
Akbdakdbwksbwkbdlwd yakalandı