Alpha Trauma [Novel] - Yan hikaye: Yabancı - Bölüm 111
+18
Kuşkusuz alaycı bir tondu. Bileğini yakalayıp bacaklarının arasına yönlendirirken bile, Wooyeon onu silkelemek isteseydi ya da istemediğini söyleseydi, eylemin duracağı kesindi.
“Yapamayacaksan şimdi söyle.”
Büyük bir el, kulağı boyunca yavaşça gezindi. Kulak memesine dokundu, sonra aşağı kayarak ince çenesini tek eliyle kavradı. Başparmağıyla alt dudağına bastırırken, Dohyun uyarırcasına başını eğdi.
“İçkiliyim… Yarıda duramam. Bunu biliyorsun, değil mi?”
“…”
Bu sözler açıkça onu korkutmak içindi. Ve gerçekten de, yarı korkmuş bir halde olan Wooyeon’un eli titredi. Üstünde kıyafetleri varken bile, kumaşın altından belli olan hatlar kocaman, uğursuz ve ürkütücüydü.
“…Hayır, aşağıya koydu.”
Ama bilenler için, bazen cesaret toplamak daha kolaydır. Wooyeon’un bakış açısına göre, ister yukarıda ister aşağıda olsun, her ikisi de içine alması için aynı derecede korkutucuydu. Dohyun’un onu yerine geri koymasını istememişti ama bunu tekrar yapıp yapmayacağını da hatırlamıyordu.
Sertçe yutkunarak, Wooyeon elini kemere götürdü. Dohyun’un gözleri üzerinde sabitlenmişti; amansız ve sorgulayıcıydı. Birkaç beceriksiz hamleden sonra, her iki pantolonu ve iç çamaşırını birden aşağı çekti ve organ bir anda fırlayarak tehditkâr bir şekilde titredi.
“…”
Ona dokunmuş, hatta içine almıştı ama yine de şu an garip bir şekilde yabancı geliyordu. Kalın, uzun, devasa; her şeyi ağzına sığdırmak imkansızdı. Şimdi, elini gövdesine dikkatlice doladı; ondan yayılan ısı sanki yakacakmış gibi hissettirdi.
“…Ugh.”
Tek yaptığı aşağı yukarı hareket ettirmekti, ta ki Dohyun boğazından alçak bir inleme çıkarana kadar. Bundan cesaret alan Wooyeon, dudaklarını elleriyle kavradığı penise sürttü. Dilini hassas noktaya değdirmek için uzattığında, parmaklar saçlarına dolandı.
“Hoo…”
Dohyun’un göz bebekleri karararak siyaha döndü. Yavaşça göz kırparak, dokunuşuyla Wooyeon’un kaşını düzeltti. Wooyeon, çok fazla olursa durmasını söyleyeceğini düşünmüştü ama beklenmedik bir şekilde, Dohyun ona rehberlik bile etti.
“Sadece ucunu al.”
Ona bir keresinde sigara otlakçılığı yaptığı zamanı hatırlattı. Aynı o dikkatli bakış, titizlikle Wooyeon’un başından ayak parmaklarına kadar gezindi. Burnunun dibinden geçen yoğun bir feromon kokusu ve ereksiyonu gözlerinin önünde daha da büyüdü. İçinde yükselen feromonların etkisiyle, Wooyeon ağzını açtı ve glans kısmını (baş kısmını) içine aldı.
“Uuh…”
Pürüzsüz baş kısmı ağzını tamamen doldurdu. Sadece birazını içeri almıştı ama şimdiden bunaltıcıydı. Ah, çok büyük… çok fazla büyük… Bu düşünce araya giren bir sesle kesildi.
“Dişlerinin değmesine izin verme…”
“…”
“Dilini kullan.”
Wooyeon, itaatkâr bir çocuk gibi, kendisine söyleneni yaptı. Ağzını daha geniş açtı, böylece dişleri sürtünmeyecekti ve dilini glansa bastırdı. Büyük bir el, sanki övüyormuş gibi başının arkasını okşadı.
“Çeneni biraz daha indir…”
“…”
“Elini de kullanmalısın.”
Kendi kendine bile bir karmaşa gibi geliyordu. Ağzının kenarlarından salyalar damlıyordu ve en ufak bir tekniği bile yoktu. Diğer her şeyi nasıl yapıyordu? Onu ağzında tutuyordu, ama bu hızla çenesi diğer kişi doruğa ulaşmadan önce yerinden çıkacak gibiydi.
“Daha yarısını bile almadın.”
Dohyun için Wooyeon sadece daha sevimli görünüyordu. O nazik el şimdi gözlerinde biriken yaşları sildi. Ani bir adaletsizlik hissiyle Wooyeon, ereksiyonun etrafında toplanan salyayı yuttu.
“…”
Başının arkasını tutan el sertleşti. Bir dokunuşla neredeyse tüm gözlerini kaplayan Dohyun, Wooyeon’un kafasını yerine sabitledi. Sonra, neredeyse ağzının içine sürtünerek mırıldandı:
“Sana söyledim, duramam…”
Bu sözlerle kalçalarını hareket ettirdi. Wooyeon’un kirpikleri, o zifiri siyah göz bebeklerine kilitlenirken şiddetle titredi. Tam o anda, kirpiklerine asılı duran yaşlar yanaklarından aşağı süzüldü ve penis boğazının arkasına kadar girdi.
“Kkk…!”
Derinlik, kendi isteğiyle aldığı zamankiyle kıyaslanamazdı. Dilinin köküne bastıran penis, nefes alacak yer bırakmayarak boğazına dayandı. Wooyeon kıvrandı ama Dohyun bırakmadı, bunun yerine feromon salgılamaya devam etti.
“Sorun yok, nefes al.”
Nefes al mı, nasıl nefes almam gerekiyordu ki?
“Uuh…”
“Aferin…”
Sertçe içeri giren birine göre, dokunuşu çok fazla nazikti. Başının arkasını ve ensesini ovarken, Dohyun tutuşunu gevşetti. Aynı zamanda, penis hafifçe geri çekilerek nefes almayı eskisinden daha kolay hale getirdi.
Ama çok geçmeden, tekrar içeri kayıyor, ağzının tavanına sürtünüyordu.
“……!”
Bu, önceki gibi ani bir saldırı değildi. Aksine, sanki Wooyeon’a uyum sağlaması için zaman tanıyormuş gibi can yakacak kadar yavaş bir tempoydu. Ağzını dolduran o müstehcen koku, omuzlarının kontrolsüzce titremesine neden oluyordu.
“Dilini indir…”
Boğazının açılma hissi hoş olmaktan uzaktı. Nefes almak hala bir mücadeleydi, yine de her nasılsa öğürmüyordu, belki de Dohyun yetenekli olduğu içindi. Ugh… Wooyeon dışarı boğuk bir inleme verirken, yumuşak bir komut geldi.
“Em.”
“……”
Boğazı refleks olarak kasıldı. Boş yer olmayan dar alanın içinde, dili aşağı bastırıldı ve Dohyun onaylayarak başını okşadı. Diğer eliyle, sertçe dikilmiş tavşan kulaklarını okşadı ve kalçalarını yavaşça hareket ettirdi.
“Uuh, hhh…”
Bu bir işkenceydi. Nefes alamıyordu ve buna rağmen gözyaşları durmadan akıyordu. Yine de Wooyeon, kalçalarını huzursuzca hareket ettirmeye başladı. İnkâr edilemez bir acı doluydu ama her seferinde Dohyun’un penisi ağzının iç dokusuna sürttüğünde, uyarılması dalgalanıyordu.
Dohyun, Wooyeon’u sanki kırılacakmış gibi bir dikkatle okşadı. Boğazına o ilk sert girişinden beri bir daha kaba davranmamıştı. Sadece söylediği kelimeler, boğazında yankılanarak korkunç bir ağırlık taşıyordu.
“Ağzına gelebilir miyim?”
“……”
Kısa bir tereddütten sonra Wooyeon gözlerini kapattı ve emdi. Öğretildiği gibi yaptı, ağzını sonuna kadar açtı, onu derinlere aldı ve sıktı. Dudaklarını dişlerine sürtmeyecek şekilde kıvırırken, Dohyun’un gözlerinin seğirdiğini hissetti.
“……”
Ani bir hücumla sperm boşaldı. Yarısı boğazından aşağı süzüldü, geri kalanı ise ağzında kaldı. İrkilerek, Wooyeon’un omuzları sarsıldı ama Dohyun işi bitene kadar geri çekilmedi.
“…Khhk!”
Sonunda, Wooyeon öksürdü ve başını geriye attı. Ağzından kayarken penise salya iplikçikleri yapıştı. Dohyun, doymuş bir aslan gibi dudaklarını şapırdatarak, solgun yanağındaki ıslaklığı sildi.
“Uuh…”
Çenesinden süzülen izin salya mı yoksa sperm mi olduğunu söylemek imkansızdı. Gözleri kırmızı, gözyaşlarından dolayı şişmiş ve kızarmıştı. Wooyeon boğazını temizleyip yabancı hisse karşı öksürürken, şaft uyluklarında nemli izler bıraktı.
Dohyun uzanıp dikkatlice sildi. Gözyaşlarını ve yanaklarını sildi, Wooyeon’un çenesini yukarı kaldırdı ve göz kapaklarını öptü. Sonra sağ ayağını Wooyeon’un bacaklarının arasına kaydırdı. Kamburlaşan omuzları irkildi.
“İşte burada…”
“…Hht.”
“Neden bu kadar sertsin?”
Erekt haldeki penis, ayağının tabanının altına bastırılmıştı. Farkında olmadan, kendi kendine şişmişti. Wooyeon başını hızla iki yana salladı ama Dohyun fark etmemiş gibi yaptı, bunun yerine ayağıyla ana hattını takip etti.
“Hyung, hhh, yapma bunu…”
Wooyeon aceleyle Dohyun’un bacağını kavradı. Çaresiz bir yüzle alnını dizine yasladı, ancak o zaman hareket durdu. Wooyeon kesik kesik nefesler alırken, Dohyun elini nazikçe uzattı.
“Buraya gel, Yeon-ah.”
Dohyun, Wooyeon’u kollarına aldı ve yatak odasına taşıdı. Dohyun zaten bir kez doruğa ulaşmıştı ama asıl pes eden Wooyeon’un bacaklarıydı. Sanki o bulutlu sıvı onu hiç rahatsız etmiyormuş gibi, Dohyun onun ıslak yüzünü iki ya da üç kez daha öptü.
Wooyeon’u dikkatlice yatağa bıraktı, sonra kollarını çaprazladı ve tişörtünü çıkardı. Dağınık saçlarının altından düz bir boyun ve geniş omuzlar göründü. Wooyeon, farkında olmadan dudaklarını araladı ve gözlerinin üst vücudunda gezmesine izin verdi.
“…”
Bunu sayısız kez görmüştü ama her bakış yeni izlenimler getiriyordu. O geniş omuzlar, istemsizce hayranlık uyandırmaya yetecek kadar düzgün karın kasları… Wooyeon, Amerika Birleşik Devletleri’nde bolca antrenman yapmıştı ama bu kadar bir vücuda ulaşamamıştı; sanki Dohyun bu yağsız, kusursuz yapıyla doğmuş gibiydi.
“Dokunabilirsin.”
Dohyun, Wooyeon’un elini tuttu ve gövdesine getirdi. Avucunun altında tam kıvamında sert bir göğüs vardı. Eli irkilip kıvrıldığında, yumuşak deri avucuna sıkıca yaslandı.
“Hepsi senin.”
O boğuk ses bir büyü gibi etkiliydi. Wooyeon, patlayacakmış gibi kızarmış bir yüzle, elini yavaşça hareket ettirdi. Göğsü, belirgin karın kaslarını geçti ve tehlikeli bir şekilde açığa çıkan pelvik çizgiye kadar indi. Yutkunma sesi utanç verici derecede yüksekti.
“Hyung, sen gerçekten…”
Çok iyi hissettiriyordu… Ama daha fazlası çıkmadı. Boğazı, kalbinin vahşi atışıyla düğümlenmişti. Bir noktada, Wooyeon’un elleri her iki avucuyla da her yeri geziyordu ve Dohyun dudaklarına yükselen gülümsemeyi tutamadı. Sonra, istikrarlı bir şekilde Wooyeon’un alt vücuduyla meşgul oldu.
“Ugh.”
Kalın parmaklar içeri süzüldü. Wooyeon’un giydiği örgü kazak şimdiden yukarı sıyrılmıştı ve göğsünü açığa çıkarıyordu. Dohyun bastırıp iç duvarları genişletirken, dudakları Wooyeon’un üst vücudunda gezindi.
“Hhhn…”
Birlikte olmalarının üzerinden çok uzun zaman geçtiği için miydi? Sadece parmakları içerideyken bile, Wooyeon şimdiden patlayacakmış gibi hissediyordu. Hala tacı taktığını tamamen unutarak, başının arkasındaki yatağı tırmaladı. Tavşan kulakları tuhaf bir şekilde darmadağınık saçlarına uyum sağlıyordu.
“Bu tür şeylerden hoşlandığını fark etmemiştim…”
Dohyun neredeyse fısıldadı, daha fazla parmak ekledikçe duyması zordu. Feromonların sarhoşluğuyla, onu genişletmek o kadar da zor değildi. Normalde onu daha fazla genişletirdi ama Dohyun’un kendisi de tam olarak rahat bir durumda değildi.
“Yeon-ah… üstte denemek ister misin?”
“Hhh, üstte mi…?”
Puslu gözleri Dohyun’a döndü. Komodinden bir prezervatif alan Dohyun, onu Wooyeon’un eline tutuşturdu. Sonra onu kaldırıp pozisyona getirdi. Dohyun’un üstüne oturmaktan başka seçeneği olmayan Wooyeon, ellerini Dohyun’un göğsüne dayadı.
“Nasıl takılacağını biliyorsun, değil mi?”
“Yani, biliyorum ama…”
Wooyeon sadece izlemişti, hiç kendisi kullanmamıştı. Hışırdayan ambalajı yırtarak, sıkıca rulo yapılmış lateksi ortaya çıkardı. Bir an boş boş baktıktan sonra, cesurca Dohyun’un pantolonunu çözmeye koyuldu.
“Ucundan sıkıştır, sonra aşağı doğru yuvarla.”
Henüz doruğa ulaşmamış olmasına rağmen, Dohyun’un penisi sert ve tehditkâr bir şekilde duruyordu. Dohyun’un daha önce yaptıklarını hatırlayan Wooyeon, prezervatifi baştan aşağı, gövdeye kadar indirdi. İşini bitirip doğrulurken ve tacını düzeltirken eli yanlışlıkla hala takılı duran tavşan kulaklarına değdi.
“…Bunu takmaya devam etmeli miyim?”
“Sen gerçekten tam bir sapıksın…”
Ç/N: Allahımmmm Yeon-ah’ı o tavşan kulaklarıyla görmeyi sabırsızlıkla bekliyorummmmm!!!!!!!
BENDE GÖRMEK İSTİYORUM!!! ( o˘◡˘o)