The Hunter Gonna Lay Low [Novel] - Bölüm 25 - Yan Hikaye Final
Uzun süre küfredip çılgına dönen Ga-young, sakinleştirici ilaç içtikten sonra nihayet yatıştı. Jung Bin, şaşkın bir ifadeyle bayılmak üzere olan Ga-young’u kucağına aldı.
“İşlerin bu noktaya geleceğini hiç tahmin etmemiştim. Az önce ona ne söylediniz…?”
Eui-jae, tahta verandada otururken omuz silkti.
“Hiç, sadece… şundan bundan bahsettim. Ga-young’un bilmek isteyebileceği şeylerden.”
“…Haa, demek öyle….”
“Söylememeli miydim?”
“Söylenmez diye bir şey yok…. Hm, önceden haber vermediğim için bu benim hatam. J-nim’in bir suçu yok.”
Jung bin hafifçe iç çekti.
“Her neyse… isteğimizi yerine getirdiğiniz için teşekkürler. Ben artık döneyim. Buradan çok uzun süre ayrı kalırsam fark edilebiliriz.”
“İyi yolculuklar.”
Eui-jae veda anlamında başını eğdi. Jung bin kapıdan çıkarken tesadüfen Hong Ye-seong geri döndü. Saçları ve kıyafetleri yaprak ve otlarla doluydu. Jung bin’e neşeyle el salladı.
“O da ne, gidiyor musun? İyi yolculuklar! Yine gel bekleriz!”
“Haha, evet. Tamamdır.”
Onlar selamlaşırken Choco olabildiğince hızlı bir şekilde Eui-jae’ye doğru koştu ve ayaklarının etrafında dönüp durmaya başladı. Hong Ye-seong, ellerini eşofman cebine sokmuş rahat bir tavırla yürüdü.
“Hey dostum. O ifade de ne?”
“Neye benziyormuş ifadem?”
“Çok rahatlamış görünen bir ifadeye.”
“Maskeden dolayı görünmemesi lazımdı.”
“Ah, bilmiyor musun? Gerçek ifade gözlerden anlaşılır. Sadece gözlerine bakınca bile her şey kabak gibi ortada~.”
Ancak o zaman Eui-jae maskesini indirdi ve yanaklarını ovuşturdu. O kadar belli mi oluyordu? Vücudunu elleriyle tahta zemine dayayıp destek aldı, başını arkaya atıp iç geçirdi. Mavi gökyüzünde beyaz bulutlar yavaşça süzülüyordu. Huzurlu bir manzara. Eui-jae boşluğa mırıldandı.
“Hislerim biraz karışık. Rahatladım ama bir yanım da boşlukta gibi.”
“Hmm.”
Hong Ye-seong, ayaklarının dibinde uyuklayan Choco’yu dikkatlice kucağına aldı, içeriye götürüp yumuşak bir yastığın üzerine bıraktı. Sonra geri dönüp Euijae’nin yanına oturdu.
“Hey, az önceki görüşmeyi Lee Sayoung’a haber vermeden yaptın, değil mi?”
“Evet.”
“Sorun olmaz mı? Sonra yine olay çıkarmasın?”
“Bilmem. Öyle düşünürsek, o da benden çok şey saklıyor.”
“Hah, o bir şeyler saklıyor diye kızmıyor musun? Merak etmiyor musun? Kendisi hakkında gerçekten nadiren konuşur.”
Hong Ye-seong’un sorusu keskin bir noktaya değmişti. Yeniden karşılaştıklarından beri Lee Sayoung her şeyi gizlemişti. Çektiği acılar, sözünü tutmak için geçirdiği o zamanlar, Cha Eui-jae’yi kurtarmak için harcadığı tüm o çabalar….
Başlangıçta Eui-jae kızmıştı. O kadar çabalamış, zor zamanlar geçirmişti; peki neden anlatmıyordu? Bu haksızlık değil miydi? Eui-jae, Sayoung’un tüm acılarını bilmek istiyordu. Kendisinin olmadığı her anı Sa-young’un nasıl geçirdiğini öğrenmek istiyordu. Tüm bunları kucaklamak istiyordu.
“Eskiden olsa sanırım kızardım. Ama….”
Ancak Lee Sa-young ile birlikteyken düşünce yapısı yavaş yavaş değişmişti.
Eui-jae, bağdaş kurup otururken hafifçe gülümsedi. Soğuk rüzgâr esip gri saçlarını dağıtıyordu.
“Şimdi bunu normal karşılamaya başladım. Mutlaka bir bildiği vardır. Eh, anlatırsa ne ala, minnettar olurum.”
Yakından gördüğü Lee Sa-young, çok düşünen biriydi. Basit bir şeyi hallederken bile pek çok yöntemi değerlendirir ve geleceği planlarına dahil ederdi. Düşünmeden önce vücudu hareket eden ve hep geçmişe bakan Cha Eui-jae’nin tam tersiydi.
Cha Eui-jae birlikte geçiremedikleri geçmişin pişmanlığını duyarken, Lee Sa-young birlikte geçirecekleri geleceği çiziyordu. Sayesinde Eui-jae de yavaş yavaş geçmişi serbest bırakıp onunla vedalaşabiliyordu.
Çünkü gelecekte birlikte yaşayacakları zaman, kaçırılan zamandan çok daha fazlaydı.
Sessizce dinleyen Hong Ye-seong dudaklarını bir ördek gibi büzdü.
“O da ne? Şimdi de yetişkin gibi konuşmaya başladın.”
“Hey, yirmi dokuz yaşındayım. Çoktan yetişkin oldum ben.”
“Hayır. Daha bir yıl önce bile yaşına göre davranmıyordun. Zihinsel yaşın benimkine yakındı.”
Euijae, Hong Ye-seong’a memnuniyetsiz bir ifadeyle baktı. Böyle bir şeyi bu adamdan duymak gururunu biraz incitmişti.
‘…Ama haklılık payı da var sanki?’
Yirmi yaşındayken Batı Denizi Çatlağı’na girmişti. Çatlağın içindeki sekiz yıl boyunca Euijae gelişmemiş, yirmi yaşındaki halinde hapsolmuştu. Belki de Hong Ye-seong’un dediği doğruydu.
Hayat saati, ancak çatlaktan çıkıp akşmadan kalma çorba dükkân sahibi büyükanne denen o kişiyle tanıştıktan sonra dönmeye başlamıştı.
‘Lanet olsun, yine de saçma sapan konularda çok keskin.’
Eui-jae dilini damağına şaklattı. O sırada Hong Ye-seong cebini kurcalayıp aniden bir paket sigara çıkardı ve ona uzattı.
“Al bakalım, yakar mısın bir tane?”
“Ne? Sen eskiden beri sigara mı içiyordun?”
“Ha? Hayır! Yeni başladım.”
“Kiminle başladın?”
“Yürüyüş yaparken karşılaştığım dağcılık kulübündeki ihtiyarlarla.”
Hong Ye-seong bir sigarayı dudaklarının arasına kıstırıp çakmakla yaktı.
“Dağda sigara içmek yasa dışıymış. Yakalanırsan ceza yersin dediler, gitmeden önce bana paketi ve çakmağı verip ‘bir kez dene’ dediler. Atmak yazık olur diye denedim, sonra böyle devam etti işte.”
“Çok gurur verici gerçekten.”
“Yani içmeyecek misin?”
“İçmiyorum. Sigarayı bırakmaya karar verdim.”
“Hıh.”
Hong Ye-seong asık bir suratla paketi cebine geri koydu. Üflediği duman havaya yayıldı.
Bir süre sonra Hong Ye-seong tekrar konuştu.
“Az önceki kadın, Prometheus’un insan deneylerini yapan o kişiydi, değil mi? Ga-eul’un öğrencisini kaçıran hani.”
“Evet.”
“Neler konuştunuz? Çığlıkları bariyerin dışından bile duyuluyordu.”
“Öyle… havadan sudan.”
“Lee Sayoung ile bir ilgisi var mı?”
“……”
Hong Ye-seong, bu sessiz bakışı alınca gözlerini kısarak sigarasının külünü silkti.
“Var, değil mi? Öyle olmasa Lee Sayoung’dan gizleyip buraya kadar gelmezdin.”
Bu çocuk sadece tuhaf yerlerde çok hassastı. Euijae dilini damağına şaklattı. Neyse, Hong Ye-seong bu hikâyeyi sağda solda yayacak biri değildi. Ayrıca onunla kendine has bir bağı da vardı.
‘…Her neyse, o bir arkadaş.’
Eui-jae rüzgârdan dağılan saçlarını düzeltti ve konuşmaya başladı.
“Eskiden, Lee Sayoung’u kurtarmış ve ona bakmıştım. Sonra Batı Denizi Çatlağı’na girdim.”
“Evet.”
“O sırada o kadın Sa-young’u alıp deneylerinde kullanmış.”
“Ne?”
Hong Ye-seong dumanı üflerken boğazına kaçırdı ve şiddetle öksürmeye başladı. Euijae omuz silkerek cümlesini belli belirsiz bitirdi.
“İşte öyle. Sadece bu tarz şeylerden konuştuk.”
“Dur bir dakika, ama öyleyse onunla senin değil, Lee Sa-young’un görüşmesi gerekmez miydi?”
“Hayır.”
Eui-jae kararlı bir şekilde cevap verdi.
“Sa-young’un onunla görüşmesine gerek yok.”
“Ha? Neden? Asıl muhatap Lee Sa-young sonuçta.”
“Bilerek onunla karşılaştırıp kötü anılarını hatırlatmak istemiyorum.”
Eui-jae, tırnağıyla tahta zemini kazırken mırıldandı.
“Çünkü Sa-young kaçmayacak.”
Hong Ye-seong uzun bir duman üfledi.
“Peki, ya sonra Lee Sa-young onunla görüşmek istediğini söylerse?”
“O zaman görüşsünler. Eğer Sa-young görüşmek istiyorsa, bu onun hazır olduğu anlamına gelir. Bunu yasaklamaya hakkım yok. Öyle bir niyetim de yok.”
Yüzünün yan profiline anlamlı bir bakış düştü. Euijae bu bakışı bilerek görmezden gelip sordu.
“Ne var?”
“Siz, beraber yaşamaya başladığınızdan beri birbirinize ne kadar çok benzediğinizin farkında mısınız?”
“Bu bir hakaret mi?”
“Siz ikiniz birbiriniz için gerçekten biçilmiş kaftansınız.”
“…Bunu bir iltifat olarak kabul edeceğim.”
Eui-jae tahta zeminden kalktı ve gerindi. Artık eve dönme vaktiydi. Hong Ye-seong’a veda anlamında başıyla selam verdi.
“Ben kaçar. Sonra görüşürüz. Sen de akşamdan kalma çorba dükkanına gel.”
“Tamam! Choco’yu da alıp geleceğim.”
Hong Ye-seong neşeli bir gülümsemeyle el salladı. Eui-jae eski spor ayakkabılarını sürüyerek kapıdan çıktı. Çevredeki manzara anında değişti. İnsanların kullandığı yürüyüş yoluna bağlanan tenha bir patikada duruyordu. Eui-jae yavaş adımlarla yürüyüş yoluna doğru yürüdü. Zirveye çıkan insanların yanından geçip dağın aşağısına doğru indi.
İnsanların alçak sesle sohbetleri, kuş cıvıltıları, dağın ot ve toprakla karışık kokusu.
Manzarayı izleyerek yürürken bir de baktı ki yürüyüş yolunun girişine gelmiş bile. Ve Eui-jae olduğu yerde çakılı kaldı.
Yürüyüş yolunun girişinde, çok tanıdık bir sima büyük bir taşın üzerine bağdaş kurmuş oturuyordu.
Adam yavaşça başını kaldırdı. Gözleri buluştu. Mor gözleri sanki çoktan bekliyormuş gibi kısıldı.
“Hyung.”
Pekâlâ, sonunda bu hikâye bir yerlerden sızmıştı işte. Eui-jae kaçınılmaz gerçeği kabul etmeye karar verdi. Yavaşça Sayoung’un yanına yürüdü, oturduğu büyük taşın yanına çöktü.
Sayoung sanki bunu bekliyormuş gibi burnunu Euijae’nin ensesine gömdü. Sonra hafifçe kaşlarını çatıp başını kaldırdı.
“Sigara kokuyor. Hani sigarayı bırakacaktın.”
“Köpek misin nesin? Burnun niye bu kadar keskin?”
“Yani içtin mi?”
“İçmedim. Hong Ye-seong içti.”
“Hm.”
“Ciddiyim. Git Hong Ye-seong’a sor.”
“Pekâlâ, inanıyorum.”
Sayoung hafifçe ayağa kalktı ve elini uzattı. Eui-jae’nin neden Bukhansan Dağı’na geldiğini ya da neden Hong Ye-seong ile görüştüğünü sormadı. Belki de her şeyi zaten biliyordu.
Gerçeği söylemek yerine Eui-jae bir soru sordu.
“Yemek yedin mi?”
“Yemedim. Açım.”
Euijae parmak uçları kararmış olan o eli kavradı ve ayağa kalktı.
“Burada güzel bir erişte dükkânı var. Hadi erişte yiyelim.”
“Tamam.”
Sırların olması sorun değildi. Çünkü bunların birbirleri için olduğunu biliyorlardı.
İkisi el ele tutuşarak ileriye doğru yürüdüler.
SON
Ç/N: Bir seriyi daha geride bıraktık!!! İyi güzel de bu nasıl bir bitiştir ya, hani öpüp koklaşmalar??? Biraz daha sevimli haller?????? Neyse, buna da şükür diyorum ve sözü siz okuyucularımıza bırakıyorum (⸝⸝ᵕᴗᵕ⸝⸝)♡
Seri gerçekten hayatımın bi parçası oldu su kisacik zamanda. Uyumadan okudum, yemek yerken, yolda yururken, her saniye okudum. Artık öyle bi duruma gelmistim ki mor herhangi bir sey gorsem aklima sa young falan geliyordu direkt. Cok hizli bitti cok guzel bitti. Okurken bir tarafim kötü sonla bitecek diye beni kemiriyordu resmen. Yine de iyi sonla bitecegine kendimi inandirmayi basarmistim ama bu kdr iyi bir son da beklemiyordum. Keske Euijae nin bile guclerini kaybettiği o zamanı da gorseydik.. Çevirmenimizin de eline saglik, sayenizde böyle güzel bir seri okuyabildik
Öncelikle yorumuma yazara çizere ve çevirmenle editörlere teşekkür ederek başlamak istiyorum emeğiniz büyük🤧
Öhm.Şunu söylicem.Bu seri zevklerime o kadar hitap ediyorki…Yani diger birbirine benzeyen webtoon ve novellerden sıkılmısken baslamıstım ve webtoonuyla tanıstım ilk once.Tabi bildiginiz üzere basları bildigimiz shounenler gibiydi az cok digerlerine kıyasla daha iyi duruyodu ama yinede normal bisey gibi duruyodu.Hatta ilk okumaya basladıgımda webtoonunu yarım bırakmıstım.Sonra biara gozume tekrar carptı ve okudum…Dedimki bu cok guzrlmis ben niye bunu yarım bırakmısım derken baktım novelide varmıs.İng versiyonundan baktım ve(o zaman cevirmeye baslamamıslardı) 300+ bolum var.Bu kadar uzunsa bunun bi hikayesi vardır basit bisey degildir heralde? Dedim.İng’den basladim yavas yavas.Ve birbirine benzeyen karakter tasarımlarından cok uzak,tamamen kendine ozgu mizahı olan bi seri oldugunu da farketmeye basladım derken
Bi sure sonra da bu siteyle tanıstım (siteyi bu seriyle kesfettim buarada dkfhslhs) bi baktım cevirmeye baslamıslar???
Kostum hemen basladım.
Evet bu benim thgll’yle tanısma hikayemdi dkfjdksja.Simdi seriyle ilgili hissettiklerim neleeeeeer.
Öhm.Zaten dedigim gibi serinin kendine özgü o mizahı…Skhdlshsksja bitiyorum resmen.Ama hepsinden öte bu sistem konulu isekailerin hepsi sıkıcı ve birinin aynısıyken hikaye ve karakterleri+çizimleriyle bu kadar ön plana cıkan bi seri gormedim(orv dısında o da cok guzeldi) her bi ters kosede kendimi yiyip bitirdim cidden.Herkese gore ve her tiplemede karakter var,guc sistemi ve konu basit ama harika islenmis.Noveldeki betimlerin harika oldugunu da unutmamak lazim. Artı olarak serideki emek de cok buyuk btw T_T(tekrardan ellerinize saglık)
Ve seri o kadar tam benlik biseyki…Yani ben boylr kavgalı laf sokmalı ve ‘kacan kovalayan’ iliskilerini coook seviyprum.VE SAYOUNGLA EUİ-JAE’Yİ O KADAR GUZEL YAZMİSLAR Kİ AGLİCAM.Seri herseyiyle sanki bana yazılmis gibi yani o kadar hitap ediyo bana aw.Gercekten muazzam.Sadece bl deyip gecemem hikayesini surekli ovesim geliyo o kadar iyi,ters kose dolu,duygulu ve aynı zamanda gerici,orjinal dolu dolu ve hic mantık hatası fln da yok.Bıraksanız saatlerce ovucem.Mu-kem-meldi.Favori novelim ve serim oldugu belli oluyodur sldjskhsa.Ve yorumdakilere de burdan tesekkur ediyorum bu seri beraber yurudugumuz bi yol gibi hissettirdi tepkileriniz hep cok guldurdu serinin bitmesi bi ayrılık gibi hissettiriyo ve yeri hep bi bosluk gibi kalacak galiba..;) herkese tesekkur ederimπ_π<33
Olm ciddi ciddi elim ayagım titriyo gercekten bitti lan
O kadar cok seyi geride bıraktık ki.Yani inanılmaz bos hissediyorum…Yeri dolmaz bunun asırı efkarlandım aw
bitirdiğime inanamıyorum sadece şuan
sonsuza kadar sürecekmiş gibiydi…
btw şu saatten sonra bu sitede yatıp kalkıcam elimde pdfi olan serileri bile buradan okuyacağım