The Hunter Gonna Lay Low [Novel] - Bölüm 5 - Yan Hikaye
“Hayır, bekle bir dakika.”
Eui-jae, aniden kabaran mustang paltoya bakarken Sa-young’un sözünü kesti. Sa-young hafif ıslak saçlarını geriye itti ve gözlerini kıstı.
“Biliyor musun hyung, sen gerçekten tuhaf birisin.”
Asıl senin tarafın tuhaf. Şu an en sorunlu olan seninkisi.
Eui-jae ciddi görünüyordu. Mustang paltonun altında gizli olsa bile, o şey varlığını belli ederek dikiliyordu. Tıpkı sahibi gibi, güçlü bir duruşu vardı. Alt kısmının paltoyla kapalı olup olmamasını umursamayan Sa-young, Eui-jae’nin ense köküne bir öpücük kondurdu. Eui-jae boynunu ona teslim ederek başını geri attı ve temel bir soru sordu.
“Sa-young, sen… senin spermin de mi zehirli?”
Birinin merak edebileceği ama ağzından çıktığı an cinsel taciz sayılmasından korktuğu için soramadığı bir soruydu bu. Sa-young cevap vermek yerine Eui-jae’nin elini tutup cinsel organının üzerine koydu ve fısıldadı:
“…Neden kendin kontrol etmiyorsun?”
Sesi tutku ve sıcaklıkla biraz boğuklaşmıştı. Baştan çıkarıcı, tatlı bir ses. Bakışları kesişti. O parlayan mor gözler ince bir kavisle büküldü. Ah, evet. Böyle olacağını tahmin etmiştim.
Burada geri adım atmak saçma geliyordu. ‘Ah, neyse. Seviyesi ne olursa olsun, önce yapalım gitsin.’ Eui-jae gözlerini sıkıca kapattı ve mustang paltoyu araladı. Sanki bunu bekliyormuş gibi, güçlü bir kol belini kavrayıp onu kendine çekti.
“Haa, huh!”
“Uh….”
Tak tak tak. Avuçlarının içinde birbirine değen iki cinsel organ sıçradı. El ayası küçük nasırlarla doluydu; sadece gövdesini ovuşturmak bile yabancı bir hissin yukarı tırmanmasına neden oluyordu. Eui-jae’nin elini kapatır gibi iki cinsel organı tek elinde tutan Sa-young, nefes nefese kalarak başını onun omzuna yasladı. Cha Eui-jae, o böyle yaslandığında her zaman başını okşardı. Şimdi, o baş okşama dokunuşu bile bir zevk gibi hissettiriyordu.
“Uh, hyung….”
Başını enseye sürttü. Haa, Cha Eui-jae’nin nefesi de aynı şekilde hızlanmıştı. İki cinsel organdan akan zevk suyu ellerini yapış yapış edecek kadar ıslattı. Sürtünme sesleri, ellerin hareketine karışıyordu. Alt karın bölgesi ağrıyla zonkluyordu. Boşalmak üzereydi. Sa-young, başparmağıyla penis başındaki yarığı sertçe ovduğunda, Eui-jae başını arkaya atarak “Hık,” diye inledi.
“Sa-young, ah, uh….”
Kızarmış göz kenarları erotik görünüyordu. Sa-young dudaklarını onun ensesinde gezdirdi.
“Hyung sen de… benimkini… benim seninkine dokunduğum gibi tut. Olur mu…?”
Böyle durumlarda Cha Eui-jae her zaman itaatkârdı. Nasırlı başparmağı penis başını sertçe ovdu. Üretra deliğini kaşır gibi sürtünen bu dokunuş, görüşünün bir anlığına kararmasına neden oldu. Ah, lanet olsun… Sa-young küfrederek inledi ve enseyi yaladı. Hıçkırık benzeri sesler yükseliyordu. Eui-jae’nin beline sıkıca sarıldı ve cinsel organları kavrayıp sallayan elinin hızını artırdı. Sa-young her ikisini de sıkıca tutup itiş temposunu yükseltti.
“Ah, geliyor, uh… ah!”
“Kh…!”
Kucağındaki Eui-jae’nin beli yukarı doğru kavis aldı ve yoğun meni her ikisinin de ellerine ve karınlarına fışkırdı. Sa-young da hemen ardından boşaldı. Huu…. Kesik nefeslerini düzene sokmaya çalışırken başını kaldırdı. Cha Eui-jae, sanki bunu bekliyormuş gibi onu öptü. Kısa süre öncesine kadar her öpüşmede kaskatı kesilen adam, artık dilini uzatacak kadar ustalaşmıştı.
“Mm….”
‘Her öpüştüğümüzde kıpkırmızı oluyor.’ Bu sayede Sa-young birkaç şeyin farkına vardı. Bu adam, vücudunu ilgilendiren her şeyi çok çabuk öğreniyordu. Ve zevke karşı zayıftı. Acıya dayanıklıydı ama zevk eşiği oldukça düşüktü. Islak dudaklar ayrıldığında, Sa-young sanki fırsat kolluyormuş gibi Eui-jae’nin yüzünün her yanını öpmeye başladı. Eui-jae bu öpücük yağmurunu nefes nefese kabul ederken kıkırdadı.
“Hey, hey. Haa… gıdıklanıyorum.”
“Evet…”
Sa-young dilini çıkarıp Eui-jae’nin çenesini yaladı. Kızarmış bir yüz, meni sıçradığı için darmadağın olmuş karın bölgesi ve kıyafet uçları, terden ıslanmış gri saçlar. Zevkin kalıntılarıyla hafifçe baygın bakan mavi gözler. Sadece Lee Sa-young’un görebileceği bir manzara. Bu gerçek ona kelimelerle ifade edilemez bir tatmin veriyordu. Sa-young ısınmış yanağa bir öpücük kondurup fısıldadı:
“Hyung, az önce spermimin zehirli olup olmadığını merak etmiştin, değil mi?”
“Ha? Ah, evet.”
Sa-young kışkırtıcı bir şekilde gülümsedi.
“Denemek ister misin?”
Eui-jae’nin kaşları hafifçe çatıldı. İfadesi sanki ‘Bunu mu?’ diye sorar gibiydi. Ancak hemen reddetmediğine bakılırsa, konuyu değerlendiriyordu. Sa-young, Eui-jae’nin karnına sıçrayan meniyi temiz bir parmağıyla sıyırdı ve ona uzattı.
“İstemiyorsan sorun değil.”
“Yememe gerek kalmadan açıklayamaz mısın?”
“Ben de bilmiyorum. Spermin de zehirli olup olmadığını hiç kontrol etmedim.”
“….”
Yüzündeki kırışıklık derinleşti. Düşünceli hali oldukça sevimliydi. Sa-young siyah dilini çıkarıp meni bulaşmış parmağını yaladı. Eui-jae’nin gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Hey, ne yapıyorsun…!”
“Mm…, bilmem.”
Belki de benimkiyle seninki karıştığı içindir. Sa-young omuz silkti ve meniyle kirlenmiş eldivenini çıkardı. Farkına varmadan, cinsel organı tekrar yarı erekte olmuştu. Eui-jae, bacaklarının arasında yeniden tehditkâr bir şekilde yükselen organa bakıp gözlerini kıstı.
“…Daha şimdiden nasıl tekrar kalkabiliyor?”
“Çünkü hyung’a yapışık durumdayım.”
“Ereksiyon şartın biraz fazla basit değil mi? Hem de bu boyutta.”
“Söz konusu hyung olunca sorun değil.”
Yumuşak bir sesle fısıldadı.
“Bir kez daha…, hyung.”
“….”
Eui-jae hafifçe iç çekip kollarını Sa-young’un boynuna doladı. Kulağının dibinde alçak bir kahkaha yankılandı.
Sonrasında, doğruluğundan emin olmak için yapılan birkaç prosedür sonucunda, Lee Sa-young’un sperminde de zehir olduğu ortaya çıktı. Ancak spermdeki zehir kandan daha zayıftı; suyla seyreltildiğinde veya yıkandığında ciddi bir etki yaratmıyordu. Öte yandan, meni uzun süre temas ederse veya bir yerde birikirse ince maddeleri eritebiliyordu. Nitekim Eui-jae, Sa-young’un kullandığı kondomun eridiğine bizzat şahit oldu.
Bu yüzden, dişlerini fırçalarken Cha Eui-jae şöyle düşündü: Bu adamla başa çıkabilecek tek kişi benim. Bu bir talihsizlik miydi yoksa şans mıydı, bilemiyordu.
***
İlk defa hiçbir olay çıkmadan ilişkilerini pürüzsüzce sürdürüyorlardı. Sa-young’un yüzü bariz bir şekilde parlıyordu. Normalde eğik duran başı dikleşmiş, o çarpık gülüşü yerini hoş bir tebessüme bırakmıştı. Akşamdan kalma çorba dükkanında dolanırken yüzündeki o sırıtan ifade, resmen ‘iyi bir haberim var’ diye bağırmak ister gibiydi.
Durum o kadar belliydi ki, Honeybee kendi kendine “Ah, lanet olsun, neden bugün tipi bu kadar sinir bozucu?” diye mırıldandı. Hatta genelde pek dikkatli olmayan Bae Won-woo bile son zamanlarda Sa-young’un başına iyi bir şey gelip gelmediğini sordu. Başkaları fark etsin ya da etmesin, Sa-young çenesini eline dayamış, dükkânda koşturan Eui-jae’yi izliyordu. İş çıkışı eve gittiğinde yine ona yapışıp sevişeceklerini düşünmek bile dudaklarının kenarının kendiliğinden yukarı kıvrılmasına yetiyordu. Siyah parmakları hafifçe masaya vuruyordu. Tam bir birleşme olmasa bile, bu zevki onunla paylaşabilmek yeterliydi.
Ancak Eui-jae her zaman Lee Sa-young’un düşüncelerinden bir adım öndeydi. İyi niyetli bakıldığında harika bir hareket kabiliyeti vardı; kötü niyetli bakıldığında ise fazla ileri gidiyordu. Birbirlerine dokundukları o andan itibaren, erkekler arasındaki seks hakkında bilgi toplamaya başlamıştı. İkinci bir ‘kaburga vakası’ yaşanmasın diyeydi tüm bunlar.
Bilgi denizi olan internette her türlü şey vardı. Erkekler arası ilişkide arka taraf kullanılırdı. Eğer önceden iyi hazırlanılmazsa yaralanma riski vardı ve… Eui-jae bilgileri sindirdikçe daha da ciddileşti. Kas yırtılması, kanama ve dahası mı? Bu eylem neden bu kadar tehlikeliydi? Çeşitli bilgileri yuttuktan sonra algoritma istemediği şeyleri öğrenmeye başladı ve ona çeşitli yetişkin oyuncakları önermeye başladı. Eui-jae, parlak renkli yetişkin gereçlerinden yüzünü çevirdi. Hayır, o kadarı biraz….
Her neyse, gece boyunca telefonuna sarılıp sabahladıktan sonra bir karar verdi. Tamam, o zaman “alt” taraf ben olurum.Zaten ikisi de deneyimsizdi. Biraz daha güçlü olanın altta olması mantıklıydı. Gözlerinin altındaki halkalarla, akşamdan kalma çorbasını pişirirken şöyle düşündü: ‘Şu Lee Sa-young… topuğuna çarpsan kemiği çatlayacak kadar narin biri.’
Ortada çok yanlış bir anlaşılma vardı ama o kaburga kırılması olayından beri Lee Sa-young, onun gözünde bir kâğıt parçası kadar kırılgandı. O gece Eui-jae, banyodan vücudu temiz ve kurulanmış bir şekilde çıktı ve büyük kararını açıkladı.
“Sa-young, biraz daha ileri gitmeye ne dersin?”
Mavi pamasının düğmelerini ilikleyen Sa-young, aynanın karşısında dururken hyung’un yine nereden ne bulup getirdiğini düşündü. Birdenbire ne olmuştu? Yine neye bakmıştı? Tasma mı ödünç almıştı? En uygun cevabı bulmaya çalışırken Eui-jae devam etti:
“Altta ben olacağım. Sen bana gir.”
Bunu söylerken Cha Eui-jae’nin ifadesi son derece kararlı görünüyordu.
Arkadaslar acik sozlu olmak her zaman iyidir eui-jaeyi ornek alin🙏🏽🙏🏽👌🏾👌🏾👍🏿👍🏿👍🏿💥💥
AFERİM EUİ-JAE YÜRÜ BEEE OĞLUM
Oglum o kadar da açık sözlü olma kalpten gidicek çocuk NSNSJDJD
ANIRXAM OTOBUSUB ORTASINDA MAL MIISN OYLE DENIE MI AOSBWKSWBSLWNSKWNSKWNSOWNSKWNDKWNSWOSNW
YA BU COCUK NIYE BOYLE DJKDJDMCMDMCMDKCKDMCMDCKD