The Hunter Gonna Lay Low [Novel] - Bölüm 22 - Yan Hikaye
Tık, tık, tık… Eui-jae maharetli elleriyle sarımsak soyuyordu. Akvaryum randevusundan sonra rutin hayat aynı şekilde devam ediyordu. Dükkânı açmak, akşamdan kalma çorbası kaynatmak ve mesai bitiminde Lee Sa-young ile birlikte eve dönmek. Değişen tek şey, telefonundaki açık mor yunus anahtarlığı ve Lee Sa-young’un evindeki kanepenin bir köşesini işgal eden devasa imparator penguen yavrusu pelüşüydü. Lee Sa-young’un tahmin ettiği gibi, Haeun köpekbalığı pelüşünü seçmişti.
Eui-jae, hafifçe kaşlarını çatarak sarımsakları sepete fırlattı.
‘Çok fazla fotoğraf çekilir diye düşünüp hazırlıklı olmuştum.’
İnsanlar mı fark etmemişti yoksa tüm bakışlar Lee Sa-young’un üzerinde mi toplanmıştı bilinmez; ama Eui-jae’den J diye şüphelenen kimse görünmüyordu. Aksine…
Zing! Telefon bildirimi geldi. Tamam, yine o geldi. Eui-jae zihnini hazırlayıp bildirimi kontrol etti. Bu bir sosyal medya güncelleme bildirimiydi. Kanepede oturan bir bebek penguen fotoğrafı. Paylaşan ise…
Sayoung
Bu Lee Sa-young’du.
Hayatı boyunca sosyal medyayı zerre umursamayan o adam, akvaryum randevusundan sonra aniden bir hesap açmıştı. Ara sıra fotoğraflar paylaşmaya başlamıştı. Hayranlar canla başla Lee Sa-young’un özçekim yapmasını bekliyordu ama paylaşılanlar hep ufak tefek şeylerdi.
240EatRice @240menu_alrim (Fotoğraf) Lee Sa-young’un bugünkü kahvaltı menüsü Beyaz pirinç pilavı, doenjang çorbası, kimchi, yumurta rulosu, baharatlı deniz yosunu, sosis, hamsi kavurma
240 Is a Baby Kitten @240blackcat ㅋㅋ Tamam, bu gece ben de 240 set menüsü yiyeceğim.
💜 @40purpleguy Vay canına, yumurta rulosu gerçekten bir sanat eseri gibi çok güzel sarılmış.
Eui-jae’nin hazırladığı kahvaltı fotoğrafı;
💜 @40purpleguy Millet, Sa-young’un paylaştığı yeni fotoğrafı gördünüz mü? Şu zifiri karanlık şey de neyin nesi?
IHadLasik @mang_bung Vay canına, onun yumurta rulosu olduğunu söylüyorlar. Sa-young, seni seviyorum ama kömür fotoğrafı paylaşıp ona yumurta rulosu demen kabul edilemez. Kardeşim, ben lazer ameliyatı oldum biliyor musun? Görüşüm düzeldi, iki gözüm de 1.0. Artık kanmam.
Başarısız olan yemek fotoğrafı;
240 Is a Baby Kitten @240blackcat Hadi 240’ın kanepesini konuşalım. (Fotoğraf: Üzerinde 30 milyon won yazan fiyat etiketi) Bu kadar yeter, hadi konuşmayı bırakalım.
Bugün paylaşılan kanepe ve imparator penguen pelüşü fotoğrafına kadar… Lee Sa-young’un paylaştığı her şey basit, günlük karelerdi. Ancak dikkatli gözler, belirli bir teması olmayan bu fotoğrafların içinde başka birinin izlerini buluyordu.
(Semi-ia) Snake @snake_black240 (Fotoğraf) Ama Sa-young’un kahvaltı fotoğrafının köşesinde… burada bir kaşık daha yok mu??
IHadLasik @mang_bung (Fotoğraf) Millet, şu kömür kıvamındaki yumurta rulosu fotoğrafında, tava sapını tutan şu el kimin eli? Beyazlığına bakılırsa bu Sa-young’un eli değil.
Hassas olanlar için ince sinyaller… Her fotoğraf paylaşıldığında, hayranlar fotoğraftaki gizli unsurları bulmak için gözlerini dört açıyordu. Lee Sa-young’un yanlış bir şey yediğinden veya aklının biraz karıştığından şüphelenenler de vardı. Çünkü hayatı boyunca böyle bir şey yapmayan biri, şimdi yapıyordu.
Ve Eui-jae’nin tahmininin aksine, akvaryumdaki randevu partneri ile J’nin aynı kişi olduğunu fark eden hatırı sayılır bir kitle vardı. Bunlar iki ana gruba ayrılmıştı: Ciddiyetle iddia edip Mackerel kardeşlerin şaşırtma operasyonu yüzünden saçmalıyor muamelesi görenler veya—
J❤️ 🔒@240xJ_secret Beraber fotoğraf çekindiği kişinin J olduğu söyleniyor, doğru mu acaba… Ah, başım ağrıyor ama duruşuna bakınca gerçekten uyuyor… ㅠㅠ
J❤️ 🔒@240xJ_secret Öyleyse en başından söyleseydin ya… Küfrettiğim için özür dilerim Sa-young. Sessiz kalacağım ㅠㅠ J’nin kimliğini açıklamasının bir sebebi vardır elbet… Mutlu görünmenize sevindim.
J❤️ 🔒@240xJ_secret Hayır ama lanet olsun, çıldırıyorum ㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋ Çiftim resmileşti mi? 240J gerçek mi? ㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋ
J Please Come Back @240xJ Siz ne derseniz deyin, zerre etkisi yok~ 240J gerçek ㅋㅋ
↳ Bu çocuk gerçekten kafayı mı yedi?
↳ Sil şu postu lan~~
Veya J için bilip de bilmezden gelenler.
Her neyse, çeşitli sebepler sayesinde Eui-jae her zamanki huzurlu hayatını koruyabiliyordu.
…Ta ki öğleden sonra o motosiklet sesi duyulana kadar.
***
Puaaaang— Gürültülü bir motosiklet sesi dükkanının hengamesini yardı. Bir anda dükkâna bir sessizlik çöktü. Ancak kimse şaşırmamıştı. Herkes bunun Honeybee’nin gözbebeği olan aracının motor sesi olduğunu biliyordu. İnsanlar Honeybee’nin geldiğini düşünüp sohbetlerine geri döndüler. Eui-jae de mutfaktan dışarı bakmadı.
“Afiyet olsun.”
Honeybee koltuğunun altına kaskını sıkıştırıp içeri girdi ve çevresindekileri selamladı. Yüzü nedense rahatlamış görünüyordu. Baek Won-woo sordu:
“Ne o, güzel bir olay mı var?”
“Ha? Ah, evet, öyle de denebilir.”
Dudak kenarlarını yukarı kaldırıp genişçe gülümsedi.
“Birazcık?”
Tam oturacakken, siyah kıvırcık saçlar görüş alanına girdi. Bununla birlikte kapıyı sertçe itti.
Paaat!
Kapıyı ne kadar güçlü açtıysa, sürgülü kapı ataletle sağa sola sallandı. Kapının bozulmaması mucize gibiydi. Ancak o zaman Eui-jae mutfaktan kafasını uzattı. Siyah deri ceket giymiş olan Honeybee, kapının önünde dimdik duruyordu. Etrafına adeta kötücül bir iblis aurası yayılıyordu.
“Hey, Lee Sa-young.”
Honeybee parmağıyla ‘gel’ işareti yaptı.
“Dışarı çık.”
Müdavim müşteriler, özellikle kapıya yakın oturanlar, sonunda durumun ciddiyetini fark ettiler. Masayı hızla havaya kaldırıp masayla birlikte ondan uzağa tahliye oldular.
Mutfağa en yakın masada oturan Lee Sa-young kollarını kavuşturdu.
“Öyle açarsan kapı kırılır mı sanıyorsun?”
“Oh, kapıyı kırmayacağım, seni kıracağım. Dışarı çık, pislik!”
“Hm…?”
Sa-young tek kaşını kaldırdı.
“Garip… Honeybee’yi kızdıracak bir şey yaptığımı sanmıyorum.”
“Öyle mi? Bir daha iyi düşün istersen.”
“Valla…”
Sa-young ellerini sanki düşünüyormuş gibi birleştirdi, sonra gerçekten bilmiyormuş gibi bir ifadeyle omuz silkti.
“Ne kadar düşünürsem düşüneyim, yok.”
“Akvaryum!”
Honeybee öfkeyle bağırdı. Sa-young istifini bozmadı ve sadece omuz silkti.
“Akvaryum? Ah… Evet, gittim. Ee, ne olmuş?”
“Kiminle gittin? Cevap ver!”
İlgiyle izleyen müdavimlerin bakışları mutfağa çevrildi. Baek Won-woo’nun geniş ağı sayesinde, Sa-young ve Euijae’nin akvaryuma baş başa gittiğini zaten biliyorlardı. Sa-young da bu gerçeği bildiği için hiç tereddüt etmeden kafa salladı.
“Hyungumla.”
Tabii ki Honeybee için bu, son darbenin onaylanması demekti. Büyük adımlarla yaklaşıp tam Sa-young’un önünde durdu. Durum gergindi. Mutfaktan izleyen Euijae hemen ellerini kurulayıp dışarı çıktı.
“Bay Honeybee, neler oluyor?”
“J! Sen, beni arayan o…!”
Honeybee söylemek istediği pek çok kelimeyi yuttu. Randevu, randevu rotası, Lee Sa-young ile mi çıktın? Gerçekten mi? Sevgili misiniz? Bu korkunç gerçeği dile getirmeye gücü yetmedi ve sadece kaskına sarılarak çığlık attı.
“……”
Bunu izleyen Sa-young’un gözleri parladı. Dolgun dudakları hafifçe yukarı kıvrılarak bir yay şekli aldı. Aniden gelen akvaryum randevusu isteği, Cha Eui-jae’nin seçemeyeceği kadar pahalı ve atmosferi fazla iyi olan o restoran ve dikkatli bakıldığında Honeybee’nin zevkine daha yakın olan o yer… Son olarak, Cha Eui-jae’nin hazırlayamayacağı kadar kusursuz o randevu rotası.
Sa-young’un kafasındaki lamba yandı.
“…Aha.”
Gülümseyerek elini ağzına kapattı. Sonra, hmm, boğazını temizleyip mahsus dikkat çekti. İnsanların bakışları üzerinde toplanınca, Sa-young aniden Eui-jae’nin hala hafif nemli olan elini kavradı.
Çok yumuşak bir sesle dedi ki:
“Randevu rotasını sen hazırlamışsın Honeybee? Demek ondan. Sayende çok romantik bir zaman geçirdik, teşekkürler.”
Randevu rotası. Randevu rotası. Randevu rotası….
Sa-young’un kelimeleri dükkânın içinde bir yankı gibi çınladı. Elinde çömlek kâseyi tutan Baek Won-woo, dizüstü bilgisayarına bakan Yang Hye-jin, kaskına sarılmış acı çeken Honeybee ve eli kavranmış Cha Eui-jae.
Herkes buz kesti.
Sonunda Honeybee feryat etti:
“Aaaaaak! Lee Sa-young, öl ulan!”
Bundan sonra büyük bir gürültü koptu ama Eui-jae her şeyi zihninden sildi. Ruh sağlığı için böylesi daha iyiydi. Sonunda Eui-jae eline süpürgeyi alıp Honeybee’yi, Lee Sa-young’u ve J ile Sa-young’un sevgili olduğu gerçeğini duyup şoka giren müşterileri dışarı süpürdü. Dışarıda bağıran avcıları kovduktan ve ancak kapıya “Kapalı” tabelasını astıktan sonra, Eui-jae masaya tutunup başını öne eğdi.
‘Hepsi kafayı yemiş olmalı.’
O sırada dükkândan kovulmayan tek kişi olan Sa-young, ağır adımlarla yaklaştı.
“…Demek randevu rotasını Honeybee hazırlamış, öyle mi?”
Bir an Honeybee’nin sesi zihninde yankılandı.
‘Başkası seçti dersen kıskanabilir. Sorarsa dükkân sahibinin önerdiğini söyle. Anlaşıldı mı?’
O anki simülasyona göre Lee Sa-young kesinlikle tatsız bir ifadeyle kafasını yana eğmeliydi. Bu krizden nasıl çıkacaktı? Eui-jae kelimelerini dikkatle seçmeye çalıştı.
“…Hayır, o şey, nasıl desem, ben daha önce hiç randevuya çıkmadım ya? O yüzden daha alışkın görünen birinden sadece tavsiye aldım, sadece bir tavsiye. Sadece fikir sordum! Restoran önerisi için Honeybee bana yardım etti ama…”
Akvaryum biletlerinden restoran rezervasyonuna kadar her şey Honeybee’nin elinden çıkmıştı ama Eui-jae bilerek gerçeği biraz çarpıttı. Özür dilerim Honeybee. Sa-young bir an Eui-jae’ye baktı, sonra dudak kenarını hafifçe kaldırdı.
“Hm….”
Yine mi sorun çıkaracaktı? Eui-jae gerildi. Ancak Sa-young yüzünü asmak yerine gülümsedi.
“Daha önce hiç randevuya çıkmadın, demek.”
“Ha?”
“Yani ilki benimle oldu.”
“Ha? Şey, evet, öyle oldu.”
“Hm….”
Sa-young hafifçe burnundan güldü, sonra gözlerini kısıp neşeyle gülümsedi.
“Güzel.”
“…Ah?”
“Bir dahaki sefere tekrar yapalım, randevuyu.”
Sonra hafifçe mırıldanarak dükkândan çıktı. Eui-jae şaşkın bir yüzle onun arkasından bakakaldı ve mırıldandı:
“…Nesi var bu herifin, niye böyle yapıyor?”
Mutluluktan geberiyor nesi olabilir sence
honeybee küçük kardeşini kıskanır gibi davranıyor o kadar iyi anlıyorum ki yicem ya çok şirinler
Sayoung ve honeybeenin farklı anlamlarda eui-jae’yi sahiplenip kavga etmesi o kaddddsaaaarrr tatli ve komikti ki