The Hunter Gonna Lay Low [Novel] - Bölüm 3
Sessizlik.
Sessiz muayene odasında sadece bir fare tıklaması yankılanıyordu. Nam Woo-jin, yatakta yatan Lee Sa-young’a bakmak için döndü.
“Morarmaya bakılırsa, bu bir ezilme gibi görünüyor. Ne haltla darbe aldın böyle? Yeteneklerini kaybetmişsin gibi bir durum da yok.”
Sa-young, susma hakkını kullanarak ağzını kapalı tuttu. J ile seks yapmaya çalışırken topukla kaburgasına yediği tekme sonucu kaburgasının çatladığını tam olarak söyleyemezdi. Bu, eski 1. ve 2. rütbe avcıların insan haklarını ve sosyal statülerini ilgilendiren ciddi bir meseleydi.
Nam Woo-jin, çocuğun kendisine uzattığı tıbbi kaydı inceleyerek başını kaşıdı.
“Fiziksel dayanıklılığın… hâlâ epey yüksek. Seni çizmek için bile çok şey gerekir. Ne yani, bir çekiçle mi vuruldun? Ya da bir beton kütlesiyle mi? İnşaat demiri mi?”
Bir topuk.
Sa-young’un bakışları Eui-jae’ye doğru kaydı. Eui-jae başını iyice aşağıda tutuyordu. Suçlu tarafın söyleyecek hiçbir şeyi yoktu. Hastanın hâlâ sessiz olduğunu gören Nam Woo-jin iç çekerek klavyeye vurdu.
“Şey, zamanla kendi kendine iyileşir. Bazı ağrı kesiciler ve iltihap önleyiciler yazacağım; üç gün boyunca soğuk kompres, sonrasında ise sıcak kompres uygula. Yaklaşık bir hafta sonra tekrar gel. O zamana kadar muhtemelen iyileşmiş olur.”
“…Evet. Teşekkürler.”
Eui-jae ağır adımlarla yanına gidip Sa-young’un kalkmasına yardım etti. Nam Woo-jin başını sallayarak ayağa kalktı.
“Doğrusu… tüm bu tantanayla birinin ölmek üzere olduğunu sanmıştım.”
“Şey, muayene ücreti…”
“Ne parası? Gidin hadi. Meşgulüm.”
“O zaman, bir ara çorbacıya gelin. Müessesemizden olsun.”
“Ah, gelirim.”
Nam Woo-jin, ‘nasıl isterseniz’ der gibi başıyla onayladı. Çocuk, üçüne Seowon Loncası’nın girişine kadar eşlik etti.
Seo Min-gi güneş gözlüklerini yukarı itti.
“Her neyse, büyük bir yaralanma olmadığına sevindim. Romantic Opener’ın acil durum intikal ücreti ay sonunda fatura edilecektir. Şimdi sahaya geri dönüyorum.”
Ah, doğru ya. Bir suçluyu yakalamanın ortasında olduğunu söylemişti. Eui-jae sordu:
“Yardım lazım mı?”
“Müdür Jung-bin’e zaten sordum ama J-nim’i rahatsız etmeden küçük balıkları kendim yakalamamı söyledi. Sadece azar işittim.”
Sa-young somurtkan bir yüzle araya girdi.
“O herif haklı.”
“Gerçekten de öyle. Sonuçta artık bir restoran sahibisiniz. Gerçekten çok büyük bir şey olmadıkça yardımınızı istemeyeceğim. Lonca Lideri, siz de kendinize iyi bakın lütfen. O halde, elveda.”
Seo Min-gi gölgelerin içinde eriyip gitti. Şimdi sadece ikisi kalmıştı. Eui-jae gözlerini sımsıkı kapattı.
“…Özür dilerim Sa-young-ah.”
Sa-young iç çekti, başını Eui-jae’ninkine yasladı ve mırıldandı.
“Hadi sadece eve gidelim…”
***
Kaburga kırığı olayından sonraki sabah, çorbacının kapısına bir A4 kâğıdı bantlanmıştı.
Bir süreliğine kapalıyız. Süre: Belirsiz Sebep: Hasta bakımı
Babaannenin dizlerinin tekrar kötüleştiğinden endişelenen müdavimler, A4 kağıdına hızlı bir iyileşme için birer umut mesajı yazdılar.
Geçmiş olsun! Acil şifalar dileriz Sakın hasta olmayın
Hiçbiri bilmiyordu. Aslında Lee Sa-young’un kaburgasının iyileşmesi için tezahürat yapıyorlardı.
***
İster müdavim avcıların sıcak desteği ister Eui-jae’nin ev yapımı kemik suyuyla bakımı, isterse sadece Lee Sa-young’un olağanüstü iyileşme yeteneği sayesinde olsun; çatlak kaburga üç gün içinde tertemiz iyileşti. Nam Woo-jin gerçekten usta bir hekimdi.
‘Her şey yolunda’ onayını aldıktan sonra eve döndükleri gün, ikisi karşılıklı diz çöktü. Oturma odasından rüzgârın sesi geçti. Eui-jae ciddi bir ifadeyle ağzını açtı.
“Sa-young-ah.”
“Evet Hyung.”
“Tekrar özür dilerim. Üzgünüm. Gerçekten sana saldırmak istememiştim.”
“Bu zaten 48. özür oldu. Bir sonraki söyleyeceğin şeyi ben söyleyeyim mi? ‘O kadar gergin ve utanmıştım ki vücudum benden önce hareket etti; içgüdüsel olarak ayak bileği kilidini serbest bıraktım ve rakibi etkisiz hale getirmeye çalıştım. Neyse ki asgari düzeyde bir kısıtlama uyguladın, bu yüzden beni bacaklarınla boğman gibi talihsiz bir olay yaşanmadı.'”
“…Oh, o kadar çok mu özür diledim?”
Eui-jae mahcup bir şekilde göz temasından kaçındı. Küçük ama güçlü bir yaralanma olan kaburga kırığından o kadar şok olmuştu ki her fırsatta özür dileyip duruyordu.
“Şey… o kadar büyük bir yara değil. Kaçmadığım için benim hatam.”
Sa-young omuz silkti. Samimiyetle durum üzerinde düşünüyordu. Hyung’un durumunun normal olmadığını biliyordu ama o kadar gergin olduğunu fark etmemişti. Ayrıca, muhakemesini kaybettiğinde vücudunun her şeyden önce tepki vereceği gerçeğini de göz ardı etmişti.
Eui-jae iç çekerek elini yüzünde gezdirdi.
“Her neyse, pürüzsüz… şey, adı her neyse işte. İlişkimiz için, sanırım biraz… şey, konuşmaya ihtiyacımız var.”
“Hı-hı… Eğer yapmak istemiyorsan dürüst olabilirsin.”
“Ne?”
Neden bahsediyordu bu? Eui-jae hızla başını kaldırdı ve Sa-young kayıtsızca cevap verdi.
“Seks aşıklar arasında şart değil. Ve… ikimiz de erkeğiz.”
Eui-jae’nin yüzünde donakalmış bir ifade vardı. Sa-young açıkça Korece konuşuyordu ama Eui-jae sanki iletişim kuramıyorlarmış gibi hissetti. Sa-young omuz silkti.
“Düşündüm ki… belki de bana karşı cinsel bir çekim hissetmiyorsundur.”
“Öyle bir şey yok seni aptal!”
Cha Eui-jae, yüzü kıpkırmızı kesilmiş bir halde bağırdı. Eğer cinsel bir çekim hissetmeseydi, onu öper miydi ya da başka bir şey yapar mıydı? Mor gözler fal taşı gibi açıldı, sonra hafifçe kısıldı.
“Ah…”
“…”
“Öyle mi…?”
Sa-young’un sesi pürüzsüzce alçaldı. Bir gül kadar güzel olan yüzü aniden Eui-jae’ninkine yaklaştı.
“Demek benden… tahrik oluyorsun.”
Ah, lanet olsun. Yine tuzağa düşmüştü. Eui-jae koltukta duran bir minderi ona fırlattı.
“Kes sesini!”
Sa-young kendisine uçan deri mindere sarıldı ve sırıttı. Eui-jae boğazını temizleyip devam etti.
“Her neyse, düşünüyordum da.”
“Hı-hı, muhtemelen tuhaf bir fikirdir ama… neyse, anlat bakalım.”
Düzgünce birleştirilmiş eller aniden Sa-young’un görüş alanına girdi.
“Beni bağlamayı denemek ister misin?”
Gördün mü? Sa-young tuhaf bir fikir olacağını biliyordu, dudaklarını büktü.
“Ah. Öyle bir fantezi mi? Hyung’un böyle bir zevki olduğunu bilmiyordum…”
“Hayır, yine yumruklarımı veya ayaklarımı savurabilirim diye.”
“Bağlıyken bile çoğu şeyi kesip atabilirsin. Hyung’u bağlayabilecek tek şey Jung-bin’in zinciri ama, hey, onu mu ödünç alalım yani?”
“Hayır, o kadarı da fazla.”
Eui-jae, Sa-young’u incittiği için gerçekten üzgün görünüyordu. İkisi, sorunsuz bir ilişki için çözüm bulmak adına baş başa verdiler. Daha doğrusu bu; Eui-jae’nin tek taraflı olarak çözümler üretmesi ve Sa-young’un bunları mantıklı bir şekilde çürütmesi süreciydi.
Bu tartışma; dizleri ağrıdığı için ayağa kalktıktan, acıktıkları için yemek sipariş ettikten ve yemeklerini yedikten sonra bile devam etti. Eui-jae bir kâse çorbayı tertemiz bitirdi ve ciddi bir yüzle dedi ki:
“Tamam, bu kesin işe yarayacak. Ben uyurken bana dokun.”
Yine bir yığın saçmalıktı.
Sa-young bu adamın kafasının içinde neler olduğunu merak etmeye başlıyordu. Bunu bilerek mi yapıyor? Eğer bilmeden yapıyorsa, bu da bir yetenekti. Kaşığını masaya sertçe bıraktı.
“Hyung.”
“Ne, bu da mı iyi değil?”
“Sapık mısın sen?”
“Ah, neden ya!”
Sa-young gözlerini kapattı ve acı çekti.
Dürüst olmak gerekirse.
Gerçekten dürüst olmak gerekirse;
“…..”
Bu lanet olası çok tahrik ediciydi.
Cha Eui-jae’nin çözüm olarak sunduğu her şey.
Ellerini bağlamak, gözlerini bağlamak ve uyuyan Hyung’a dokunurken tepkilerini gözlemlemek mi? Hiçbir kural veya kısıtlama olmadan, her şey onun insafına mı kalacaktı?
‘Siktir.’
Ağzı kurudu ve bir dikişte soğuk suyu bitirdi. Hyung’un çözüm kılığına girmiş saçmalıklarını dinlerken pantolonu çoktan kabarmıştı. Ama soğukkanlılığını korumaya çalıştı. Eğer içlerinden biri mantığını kaybederse, en azından diğerinin onu koruması gerekiyordu.
Özellikle de karşısındaki kişi Cha Eui-jae gibi dürtüsel hareket eden biriyse.
Sa-young kasıtlı olarak gözlerini kapattı ve sordu:
“Hyung, şu an konuşmadan önce düşünüyor musun?”
“Sa-young-ah, gerçekten ciddiyim.”
“Ne kadar ciddisin?”
“Seninle ara sokakta tanıştığım, sana kepçeyle vurduğum ve nasıl kaçacağımı bulmaya çalıştığım zamanki kadar ciddiyim.”
Eğer bu kadar ciddi düşündükten sonra ulaştığı sonuç buysa, dikkate almaya değmezdi. Sa-young uzandı ve Eui-jae’nin elini sıkıca kavradı.
“Hyung.”
“Evet, Sa-young-ah.”
“Sadece…”
Ve derin bir iç çekerek dedi ki:
“Yavaştan alalım. Sadece Hyung’un beni tekmelemeyeceği kadar.”
“…Öyle mi yapalım?”
Ve böylece, sayısız saçmalıktan sonra, ikisi her gün azar azar ilerleme kaydetme konusunda anlaştılar.
***
En acil olan şey, o gerginliği ortadan kaldırmaktı.
Cha Eui-jae; Sa-young’un şefkat gösterir gibi çenesini omzuna yaslamasına, başını ona sürtmesine veya beline sarılmasına alışıktı. Ancak ortam en ufak bir şekilde samimi hale gelir gelmez tahta bir bebek gibi donup kalıyordu.
‘Fiziksel temastan tiksiniyor falan değil!’
Aynı yatakta uykuya daldıklarında, Sa-young onun kollarına sokulduğunda kucağını ve kollarını açan taraf Cha Eui-jae oluyordu.
Bazen ilk sarılan ve uykuya dalan, ya da onu alnından veya yanağından öpen taraf o oluyordu.
Sonunda olay atmosfer ve akış meselesiydi… Sa-young koltuğa arkasına yaslandı ve ceviz yiyen Eui-jae’yi izledi.
‘Öpüşmeyi de seviyor..’
Eui-jae’ye yaklaştı ve üzerine doğru eğildi.
“Bana sarıl Hyung.”
“Ha?”
Eui-jae, Sa-young’a baktı, sonra ellerindeki kırıntıları silkeleyip kollarını ardına kadar açtı.
“Neden, bugün zor mu geçti?”
“Hı-hı.”
Eui-jae’nin kollarına girer girmez, elleri sanki bunu bekliyormuş gibi nazikçe sırtını okşadı. Bunun gibi, eğer önce o isterse, direnç göstermeden kabul ediyordu. Sa-young yanağını onun yanağına sürttü.
“Beni öp bi de.”
“Oh, şimdi de bana emir yağdırıyorsun bakıyorum.”
Eui-jae sebepsiz yere onu azarladı ama elini yanağına koydu. Dudakları temkinli bir şekilde buluştu. Yumuşak tenler değdi ve nefesler birbirine karıştı. Diller veya salyalar karışmadan, sadece dudak dudağa bir temas. Garip bir şekilde, sadece bu bile onu gıdıklanmış gibi hissettirdi.
‘İnisiyatif kendisindeyken daha az mı geriliyor acaba…?’
O zaman, aynen böyle; ondan isteyerek. Azar azar.
Dudakları ayrıldı. Sa-young başını kaldırdı ve onunla göz göze geldi. Nedense Cha Eui-jae’nin yüzü her zamankinden biraz daha kırmızı görünüyordu.
hem bu kadar komik hemde bu kadar ateşli olmaları
Cok tatlılarrr
Erm btw dayanamayip coktaan 5-6 gun once ingilizcesini pkudum… Bizi iyi seyler bekliyor.ÖHÖM NEYSE
BÖLÜM İSTERİİİİZZ
Bölümbölümbölümbölümbölüm
Smut mu geliyo
Evet…hemde ne smut. Doya doya okicaz merak etme keflkdkslwb asırı komikti o sahneler
Buarada bu kız orv’den uriel degilmiiii
ORV MENTİONED
Cizerin kendi twitter hesabında paylastıgı official art..Yenür👌🏾 pinterestte bunun gibi cizerin kendi paylastıgı resimler var bulabilirsiniz
25 bölüm yan hikaye var ya, 25 bölüm boyunca bunun için uğraşıyor olamazlar dimi?..
eğer öyleyse çok gülerim QPWUEPWUWĞUEĞWIWĞEIR
Of yarin vizem var ve ben napiom of