The Hunter Gonna Lay Low [Novel] - Bölüm 7 - Yan Hikaye
Soğuk el, sertleşmiş olan cinsel organı kavradı. Eui-jae’nin vücudu şiddetle sarsıldı.
“Ah, bekle, Sa-young, ah, dışarı!”
Alnını yastığa sürtüp ayak parmaklarını içe büktü. Arkadan, içine kahkaha ve tutku karışmış alçak bir ses akıyordu.
“Ah-ha, hyung, çok hassasın….”
Tüyleri diken diken oldu. Sadece Lee Sa-young’un sesi bile bir zevk gibi hissettiriyordu. Vücudum mu bozuldu? Arkayı karıştıran parmak hareketleri ve cinsel organı tutan el durdu. Vücudu, gelecek olan hazzı bekliyormuşçasına hafifçe titriyordu. Ne zaman tekrar başlayacağını bilmemenin gerginliği ve— Beklenti. Küçük bir nefes aldığında, o başparmak sanki bekliyormuş gibi cinsel organın başını sertçe ovdu. Eui-jae’nin beli havaya fırladı.
“Ah, aaah! Hngh!”
“Haha… komik, değil mi? Bekliyordun, değil mi?”
Arkadan o parmaklar tekrar hareket etmeye başladı. Puk, puk, parmak uçları her seferinde tepe noktasına çarptığında, sıvılaşmış yapışkan jel her yere sıçrıyordu.
“Aaah, bu, tuhaf, ah! Deli saçması, uh!”
Küfürler ve iniltiler birbirine karıştı, kontrolsüzce fışkırdı. Gözlerinin önünde yıldızlar çakıyor gibiydi. İniltileri tutma isteği ve o utanç verici halini göstermeme arzusu, her şey bu hazzın altında eriyip gitti. Ah, uuh! Aaah! Eui-jae yüzü yastığa gömülü bir halde nefes nefese kaldı.
“Sa-young, ah, ben…!”
O ismi seslendiği anda, el biraz daha hızlı hareket etmeye başladı. Jel, parmakların giriş çıkış ritmine uyarak etrafa saçılıyordu. Müstehcen bir vıcırtı sesi duyuluyordu. Hem önden hem arkadan aynı anda gelen haz onu neredeyse delirtecekti. Gözleri yaşarmaya başladı.
“Ben, boşalmak istiyorum, hng…!”
“Mmn…. Boşal.”
Yumuşak bir ses fısıldadı. Aynı anda başparmak, cinsel organın başını sanki ezecekmiş gibi ovdu ve prostatına sertçe bastırıldı. Eui-jae’nin beli yüksekçe sarsıldı.
“Ah, ah! Hngh!”
Uzun bir iniltiyle birlikte, cinsel organından bulanık beyaz bir sıvı fışkırdı. Bir kerede durmadı; sıvı defalarca pompalandı ve o siyah eli kapladı. Vücudu şiddetle titriyordu. Ardına kadar açılmış ağzından salyalar damlıyordu.
“Ah, ah….”
“Fuh….”
Sa-young, Eui-jae’nin sıvısıyla ıslanmış eline bakarak alçak bir nefes verdi. O siyah parmak uçları da bulanık beyaz bir tabakayla kaplanmıştı. Sa-young, sıvının bulaştığı başparmağını yaladı. Hiçbir tat hissetmiyordu ama bunun Eui-jae’ye ait olduğu gerçeği bile onu tatmin etmeye yetiyordu. Eğilip o gri saçları öptü.
“Hyung.”
“Hngh, uh….”
Cevap gelmedi. Cha Eui-jae hâlâ orgazmın kalıntıları arasındaydı. İç duvarları, parmağı sanki ısıracakmış gibi sıkıyordu. Sa-young hâlâ kasılan vücuda baktı. Yukarı doğru kıvrılmış beyaz tişörtün altında kürek kemikleri, sırtı, beli ve pürüzsüz ama sağlam kaslı kalçaları görünüyordu. Tüm vücudu kızarmış ve titriyordu—
‘…baştan çıkarıcı.’
Eğildi ve omurga hattı boyunca öptü. Dudaklarının her dokunuşu ıslak vücudun irkilmesine neden oluyordu.
“…Tadı güzel miydi, hyung?”
Hâlâ titreyen uyluklarını okşarmışçasına sıktı. Cha Eui-jae’nin uylukları sert ve esnekti. Jeli siliyormuş gibi yaparak perineyi ve uyluklarının iç kısmını ovdu. Boğuk bir sesle o bel tekrar yukarı fırladı.
“Çok fazla çıkardın.”
“…Kes sesini.”
Sert cevap ancak birkaç dakika sonra gelebildi. Sa-young hafifçe kıkırdadı. Sonra Eui-jae’nin sırtını nazikçe sıvazladı. Vücudundaki titreme yatıştı ama Eui-jae başını kaldırmaya niyetli görünmüyordu. Yatağın üzerine yüzüstü uzanmış, kendi parçaladığı yastığa yüzünü gömmüştü. Etraf, yastıktan fırlayan dolgu malzemeleriyle darmadağındı. Gri saçlarının arasından görünen kulak memeleri ve ensesi alev alev kızarmıştı.
“Belki de yedek yastık almalıyım. Eğer her seferinde böyle olursa… yastığı parçalıyorsun.”
“…Gürültü yapma.”
“Mm, anlıyorum.”
Parmaklarını arkasından dikkatlice çıkardı. Ancak o zaman Eui-jae’nin vücudu gevşedi. Ellerini bir havluyla silerken Sa-young rahat bir tavırla konuştu:
“Normalde arkadan zevk alabilmek için zaman gerektiğini söylerler. Hyung, sen hemen hissettin.”
“….”
“Vücudunla yaptığın her şeyde gerçekten bu kadar iyi misin…?”
Bu sefer gelen karşılık bir tekmeydi. Sa-young bu zayıf tekmeyi rahatça savuşturdu, ayak bileğini yakaladı ve ayak tabanını öptü. Ancak o zaman Eui-jae üst gövdesini hızla kaldırdı.
“Hey, ne yapıyorsun!”
Kirpikleri ve göz pınarları nemliydi. Ya haz çok güçlü olduğundan ya da başka bir şeyden. Yüzü kıpkırmızıydı, hem sevimli hem de şehvetli görünüyordu. Öyle ki Sa-young onu hemen tekrar taciz etmek istedi. Tabii ki bunu sesli söylese kesin kavga çıkardı, bu yüzden Sa-young kendini tuttu. Bunun yerine iyice yaklaştı, beline sarıldı ve Eui-jae’nin sevdiği o yüzünü ona yaklaştırdı.
“Çünkü hyung yüzüme bakmak istemiyor.”
“…”
“Bir an düşündüm de… acaba hyung sevmedi mi diye. Sevmedin mi? Seni incittim mi…?”
Mahzun bir sesle mırıldandı. Eui-jae’nin sadece ağız hareketinden küfrettiği bir anlığına görüldü. Çok geçmeden ensesini ovuşturdu ve yüzünü yana çevirdi. Bu, her utandığında veya kendini garip hissettiğinde yaptığı bir alışkanlıktı. Sa-young o kızarmış yüze gözünü kırpmadan baktı. Eui-jae alçak sesle homurdandı:
“Hayır, yani… sevmediğimden değil. Acımadı da….”
“Öyleyse?”
“Ah kahretsin, çok utanç verici….”
Eui-jae saçlarını sertçe karıştırarak cevap verdi.
“…boşaldığımı gördün, değil mi?”
“Mm…. Normalden çok daha fazlaydı.”
“Lütfen Sa-young. Her şeyi kelimelere döküp tek tek söylemene gerek yok, yapma şunu….”
Cha Eui-jae yüzünü iki eliyle kapatarak şikâyet etti.
“Utançtan ölmemi mi istiyorsun? Ha? Mahsus yapıyorsun, değil mi?”
Buna rağmen Sa-young’un keyfi yerindeydi. Daha önce birkaç kez birlikte olmuşlardı ama ilk defa bu kadar tutkuluydu. Kendi hâlâ sert olan organını odak noktasından uzaklaştırdı. Tüm dikkati, ellerinin arasında zirveye ulaşan hyung’una odaklanmıştı. Daha fazlasını görmek istiyordu. Daha fazlasını bilmek. Onun hakkındaki her şeyi. Çıkardığı sesleri, yaptığı ifadeleri. En önemsiz şeyleri bile. Sa-young, Eui-jae’nin yüzünü kapatan bileklerini tuttu ve fısıldadı:
“Sonra… tekrar yapabilir miyiz?”
“….”
“İyi hissetmek istiyorum. Hyung ile birlikte.”
O fısıltılı, nazlı ton gerginliğini biraz gevşetti. Sa-young bu boşluğu kaçırmadı ve bileklerini biraz çekti. Parmak aralarından kıpkırmızı kesilmiş yüzü görünüyordu. Kısa süre sonra o gri saçlı kafa çok küçük bir şekilde onaylarcasına sallandı. Sa-young alçak sesle güldü ve parmak aralarından görünen dudakları öptü. Nefes alışverişlerin birbirine karıştığı yumuşak bir öpücüktü bu. Cup, küçük bir sesle dudaklar ayrıldı. Eui-jae iç geçirdi.
“…Susadım. Su getir.”
“Mm. Tamam.” “
Yapış yapış oldum. Banyo yapacağım.”
Sa-young itaatkarca başını salladı. Eui-jae dudaklarını kıpırdattı, sonra ekledi:
“…birlikte banyo yapalım.”
Sesi kısıktı ama Sa-young’un kulağına net bir şekilde ulaştı. Sa-young nefesini tuttu, sonra yavaşça yutkundu. Gluk, yutkunma sesi sessiz yatak odasında netçe yankılandı. Cevap vermek yerine Eui-jae’nin uyluklarını ve belini kavrayıp onu kucağına alarak ayağa kalktı. Kucağındaki Cha Eui-jae bir eliyle göz kenarlarını kapattı. Bu, genelde “bakma” anlamına gelen o pozuydu.
***
Birkaç gün sonra.
Klik, klik, birkaç denemeden sonra çakmak nihayet yandı. Eui-jae sigarasını yaktı, derin bir nefes çekti ve dışarı üfledi.
“Ha….”
Uzun zaman önce bıraktığı sigaraya sarılıp bir ara sokakta çömelmesinin bir sebebi vardı. Derin bir özeleştiri için zamana ihtiyacı vardı. Eui-jae, içinde ne kara delik ne de beyaz delik olan temiz gökyüzüne boş boş baktı.
‘Evet….’
İnternette meğerse gerçekler daha fazlaymış…. Prostat denilen o bölgenin uyarılması çok iyi hissettiriyordu. Sadece iyi değil, inanılmaz iyiydi.
“Bu kadar zevk almam normal mi?”
“Bu biraz tehlikeli değil mi?” diye bile düşünmüştü.
Ya Lee Sa-young’un yeteneği harikaydı ya da Cha Eui-jae’nin vücudu çok hassastı. Muhtemelen ikisi de. Banyoya girdiklerinde bile öylece sessizce yıkanmamışlardı. Utanmaz Lee Sa-young, temizlik bahanesiyle parmaklarını arkasına sokmuş ve Eui-jae ona tutunup kürek kemiklerini tırnaklarıyla kazıyarak doruğa ulaşmıştı. O tırnak izleri orada kalmıştı ve tuhaf bir şekilde Sa-young bundan hoşlanmıştı.
‘Lanet olsun Sa-young. Bana sapık diyemezsin….’
Ondan sonra iki kez daha yapmışlardı. Bir kez birbirlerini elle tatmin etmişlerdi, bir kez de Eui-jae lavaboya yaslanmışken o korkunç şeyi uyluklarının arasına sıkıştırarak.
‘Bacaklarını biraz daha sıkıştır.’
O korkunç şeyin uyluklarının arasında hareket etme hissi, şaşırtıcı bir şekilde….
‘…ama neden bu gerçekten bu kadar iyi hissettirdi?’
Tahrik olmuştu. Arkadan dökülen kaba nefesler, ismini çağıran alçak ses. Beline sıkıca yapışan iki el ve uyluklarının arasındaki yumuşak tenine süzülen o organ. Eui-jae ara sokağın duvar köşesine boş boş baktı. O çocuğu, Lee Sa-young’u söz konusu olduğunda her şey yolundaymış gibi hissedecek kadar çok mu seviyordum? Ama bazen vurmak isteyecek kadar sinir bozucu olduğunu düşünürsek, henüz o kadar ileri gitmemiş gibiydim.
‘Pekala….’
Eui-jae, çenesini eline dayayıp sigarasının külünü boş bir konserve kutusuna silkeledi.
‘Bir iki kez daha yapsak bir şey olmaz, değil mi…? O mutlu, ben de mutluyum?’
Psikolojik engelleri çoktan yıkılmıştı.
Yaklasık 2-3 bolum sonra o “bir iki kere” yi gorucez eui-jae jsmdjskjksjsh
Bolum dehset-ül vahset guzeldi ceviri ve edit icin tesekurlerr💥💥
SONUNDA SEVISIYORLAR YA COK MUTLUYUM YEMIN EDERIM 365 BOLUM BEKLEDIM BUNUN ICIN
AY KESKE O LAVABO SAHNESINIDE ANLATSAYDINIZ DETAYLI HAV HAV