The Hunter Gonna Lay Low [Novel] - Bölüm 17 - Yan Hikaye
Eui-jae düşündü. ‘Sevgiliyken… genelde ne yapılır?’ Sa-young ile olan ilişkisi ilk ilişkisi olduğu için küçük bir beklentisi vardı. Genelde çiftlerin yaptığı şeyleri denemek istiyordu. Elbette Lee Sa-young ona yeterince ilgi gösteriyordu ama mümkünse ikisinin karşılıklı olarak birbirlerine bir şeyler verip alması daha iyi olurdu. Öyleydi işte. Cha Eui-jae, kendi yöntemiyle romantik bir yanı olan bir insandı. Ancak kalp ve eylemler her zaman el ele gitmezdi. Cha Eui-jae’nin bedeni ve zihni paralel çizgilerde ilerliyordu. E ne yapsın, daha önce hiç çıkmamıştı ki?! İronik bir şekilde, bu ilk ilişkisi olduğu için içinde çok fazla romantizm barındırıyordu ama tam da bu yüzden hala çok acemiydi. Keşke randevuya çıkmak; boyutsal çatlakları kapatmak, canavarları ve kötü Uyanmışları pataklamak ya da ayılma çorbası kaynatmak kadar kolay ve rahat olsaydı, ne kadar eğlenceli olurdu. Görünüşe göre, “deneyimli çaylak” tercih etme eğilimi aşk piyasasında da geçerliydi.
“Haa….”
Eui-jae masayı silerken iç çekti. En büyük sorunu… biriyle çıkmak istese de günümüz gençlerinin neler yaptığını bilmiyor oluşuydu. Ne de olsa liseden beri aktif olarak Avcıydı. Üstelik çevresindeki herkes Avcıydı ve normal bir hayattan ziyade Avcı yaşamına daha çok alışkınlardı. Herhangi birine aşk dertlerini dökebilecek kadar onlara güvenemiyordu. Sonunda seçtiği yöntem; ruhsal memleketi ve bilgi deposu olan internetin gücüne başvurmak oldu. Arama çubuğuna “randevu rotası” yazdığında, çeşitli cevaplar hemen dikkatini çekti.
- Lütfen bir randevu rotası önerin. Haftaya kız arkadaşımla randevum var, ne yapsak iyi olur?
- Yemek yiyin, sonra bir kafeye gidin, sonra film izleyin. Sergi ya da müze de iyidir.
- Randevu rotası hep aynı olduğu için soruyorum…
- Evet, randevu dediğin böyledir.
İçerik oldukça sıkıcıydı ama hayatında bir kez bile randevu keyfi yaşamamış olan Eui-jae’nin gözüne her şey çok yeni görünüyordu. Ekranı kaydırmaya devam ederken bu cevapları hızlıca kopyaladı. Kopyaladığı cevapların yanı sıra, evde dijital platformlar üzerinden film izlemek, özel bir yere gitmek gibi pek çok başka tavsiye de vardı. Randevu biçimleri meğer ne kadar çeşitliymiş…. Eui-jae tüm bu bilgileri bir sünger gibi emdi. Bilgi toplarken, ilgili bir paylaşım dikkatini çekti.
[Başlık] Bir Avcı ile sevgili olmaya devam etmek gerçekten doğru mu?
Sistem ortadan kaybolmadan önce yapılmış bir paylaşıma benziyordu. Kendini bir şekilde hem suçlu hem de kurban gibi hisseden Eui-jae, büyülenmişçesine yazıyı açtı.
Yazar: Anonim Erkek arkadaşım B sınıfı bir Avcı. Adından dolayı insanlar muhtemelen onun ünlü bir klandan olduğunu bilir. Dürüst olmak gerekirse yakışıklı ve çok para kazanıyor. Sadece buraya kadar bakarsak cevap çok net gibi görünüyor ama bir sorun var. Onun yüzünü gerçek dünyada neredeyse hiç görmüyorum— Onu daha çok internet haberlerinde ya da televizyonda görüyorum. Randevudayken bile çatlağa gitmesi gerektiğini söyleyip yok oluyor. Hatta durum çok kötüyse, ha… gece tam öpüşme atmosferi oluşmuşken çağrı geldiğini söylüyor. Gerçekten özür dilediğini söyleyip gidiyor….
Tabii ki altında pek çok yorum vardı. Hepsinin arasında en çok tavsiye alan yorum şuydu… —Dürüst olmak gerekirse, Avcı bir sevgiliye sahip olmak mı? Uzaktan komedi, yakından trajedi… canı hep burnunda, birlikte vakit yok ve eğer sevişirken çağrı gelirse alelacele pantolonunu giyip kaçmak zorunda kalıyor.
↳ [Yazar] Evet cidden söylemek istediğim buydu.
İçerik tam hedefi on ikiden vurmuştu. Eğer Cha Eui-jae Avcı olarak aktif kalmaya devam etseydi, kesinlikle paylaşımdaki o tarif edilen en kötü sevgili olurdu. Sa-young ile öpüşürken bile bir çağrı gelse hemen giderdi… Dürüst olmak gerekirse bunu inkar edemezdi. Bir şekilde suçluluk hisseden Eui-jae, sessizce ayılma çorbası dükkanının çevresine baktı. Doğru ya, artık bir Avcı değil, bir akşamdan kalma çorba dükkânı sahibiydi—bu ne büyük bir şanstı!
Ve Lee Sa-young da zengin bir işsiz olmuştu, yani iki kat şanslılardı. Eui-jae bu paylaşımı kalbine gömüp görmezden gelmeye karar verdi. Ne de olsa artık onu ilgilendiren bir durum değildi. Bunun yerine, şu ana kadar emdiği bilgileri kullanarak kademeli olarak bir plan yapmaya başladı. Hedefi, Lee Sa-young ile gerçekten randevu gibi hissettiren bir randevuydu. Sa-young, neleri sevip sevmediği konusunda net biri gibi görünse de içten içe oldukça hoşgörülüydü, bu yüzden Eui-jae çok endişeli değildi.
Eui-jae’nin çoğu önerisine genelde ‘tamam’ cevabını verirdi ve eğer o kraker gibi dolambaçlı kişiliği kucaklanıp sırtı sıvazlanırsa genelde pamuk şekeri gibi erirdi. ‘Ama yemek yemek, kahve içmek, hep böyle şeyler çok mu sıradan? Bunları zaten her gün yapıyoruz.’ Mesele şuydu ki Cha Eui-jae’nin standartları gizliden gizliye oldukça yüksekti ve Lee Sa-young çok ünlüydü.
‘Eğlence parkı gibi bir yer… Sanırım insanlar yüzünden birkaç adım bile atmamız mümkün olmaz.’
Sistem gitmiş olsa da, eski 2 numara ve Wave Klanı’nın klan lideri Lee Sa-young, ünlüler arasında bile bir ünlüydü. Gaz maskesini çıkardıktan sonra hayran kitlesi daha da artmıştı. Eğer eğlence parkına giderlerse, insanların etraflarını saracağı ve sanki bir program çekiliyormuş gibi onları takip edeceği kesindi.
‘Kalabalık yerler kesinlikle olmaz. O zaman…’
Çeşitli seçenekleri değerlendirip eledikten sonra geriye neredeyse hiçbir şey kalmamıştı ve dükkânın açılış saati yaklaşmıştı. Başka çaresi yoktu, Eui-jae internet aramasını kapattı ve çalışmaya başladı. Ancak o sırada ilginç bir hikâye kulağına çalındı.
“Yani her ilişkinin farklı kuralları vardır. Özellikle aşkın bir formülü vardır!”
Ya az önce randevu hakkında bilgi aradığı için ya da ses gerçekten yüksek olduğu için bu gevezelik mutfağa kadar net bir şekilde geliyordu. Kendini aşk uzmanı ilan eden bir müşteri atıp tutuyordu. Ayılma çorbası dükkanının tüm müşterileri sevgili olunacak en kötü kişiler olan Avcılar olsa da… Evet, ne gelirse elden. İster istemez bunu dinlemek zorundaydı. Eui-jae bir yandan çorbayı kaynatırken bir yandan da kulak kabarttı.
“Aşk dediğin bir çek, bir bırak; bir çek, bir bırak meselesidir!”
Çek-bırak mı? Çekme makarna gibi bir şey mi yani? Eui-jae daha çok odaklandı.
“Sürekli çekemezsin! Yoksa değerini bilmez. Ara sıra uzağa da itmen lazım…”
…Fiziksel olarak mı? Eui-jae bir an kendini Lee Sa-young’u iterken hayal etti. Detayları düşünmesine bile gerek kalmadan, o topuğun darbesiyle Sa-young’un kaburgalarının çatladığı görüntü zihninde canlandı. O kadar zayıf bir çocuğu itmek kesinlikle mantıklı değildi.
‘Şu Avcıların bir tanesi bile normal değil.’
Eui-jae, aşk uzmanı olduğunu iddia eden Avcı’nın konuşmasını dinlemeyi bıraktı. Bunun yerine, çevresinde fikri alınmaya değer kimin olduğunu düşünmeye başladı. Aklına gelen ilk kişi ‘A small Miracle’ Seo Mingi oldu. Aşk uzmanı gibi göründüğünden değil. Daha çok bir sorun çözücü olduğu içindi. Eui-jae, Seo Mingi’nin bir randevu rotası önerdiğini hayal etti. Nedense Starbucks gibi bir yer önerecek, eğer kuponları birikmemişse mevsimlik içeceklerden isteyecek ve kendisine göndermesini söyleyecek gibi geliyordu….
‘Reddedildi.’
Bir sonraki aklına gelen Mackerel kardeşlerdi. Onlar da pek aşk uzmanı gibi durmuyorlardı ama en azından bilgi tüccarları olarak pek çok yararlı şey biliyor olabilirlerdi. Eui-jae onlardan bir randevu rotası hazırlamalarını istediği bir simülasyon yaptı. Aklına gelen ilk şey küçük Mackerel’in sinsi gülümsemesi oldu. Kiminle gideceğini söylemese bile o yüz ifadesi sanki
‘Evet, kiminle gideceğini zaten biliyorum~’ dercesine sırıtıyordu.
Sadece bunu hayal etmek bile Eui-jae’nin gururunu incitti.
‘Bu da reddedildi.’
Eui-jae düşüncelerinin yönünü değiştirmeye karar verdi. Günümüz gençlerinin tarzında bir şeylerin tadını çıkarmaya ne dersiniz? Ne de olsa ne kendisi ne de Sa-young gerçekten normal bir hayatın tadını çıkarabilmişti. Tanıdığı gençler üç kişiydi: Yoon Gaeul, Kang Jisu ve Romantic Opener. Hepsi kampüs hayatının tadını çıkaran üniversitelilerdi ya da en azından yirmili yaşlarına yeni basmış çocuklardı. Ancak bunu daha fazla hayal edemeden içindeki tutucu ruh onu durdurdu.
‘…Çocuklara randevu rotası sormak biraz tuhaf değil mi?’
Sanki utanç verici bir şey yapıyormuş gibi kötü bir his kapladı içini. Oysa gerçekte, üçü de bunu sinir bozucu bulmak yerine heyecan verici bulup gözleri parlayacak kişilerdi. Ama o onların meselesiydi, Eui-jae’nin utancı ise Eui-jae’ye aitti. Düşünmeye devam ederken ve sadece yenilgi hissini tadarken, görüş alanına altın gibi parlayan bir şey girdi. Bu, ayılma çorbası dükkanının duvarında dikkat çekici bir şekilde asılı duran Honeybee’nin posteriydi.
‘Doğru ya, Honeybee!’
Onun yüzünü görür görmez Eui-jae’nin kafasında bir şimşek çaktı: ‘Doğru kişi Honeybee.’ O bir yetişkindi, zevkleri iyiydi, görünüşe göre aşk konusunda deneyimliydi ve kesinlikle daha önce randevulara çıkmıştı. En azından şu ana kadar akla gelen tüm kişiler arasında mantıklı bir rota önermesi en muhtemel olan oydu. Eui-jae telefonunu çıkardı.
***
Aynı sırada, Uyanmış Yönetim Bürosu ziyaret odasında. Honeybee, ziyaret odasındaki sandalyede huzursuzca bacaklarını sallayarak oturuyordu. O sırada ziyaret odasının arkasındaki kapı açıldı. Hemen ayağa kalktı. İçeri gireni görünce yüzünden önce bir hayal kırıklığı, sonra da bir öfke dalgası geçti.
“Ne? Jung-bin?”
“Haha…. Üzgünüm. Yerine ben geldim.”
Jung-bin mahcup bir yüzle boğazını temizledi. Honeybee demir parmaklıklara yapıştı ve her kelimenin üzerine basarak konuştu.
“Neden, o herif ziyareti yine mi reddetti?”
“Evet, doğru.”
“Bir buçuk yıl oldu, biliyorsun değil mi? Bu sefer de mi görüşmek istemediğini söyledi?”
“Evet, Bayan Honeybee.”
“Ona bu kadar ileri gitmeyi bırakmasını söyle!”
Güm! Honeybee sandalyeye tekme atınca bir anda ortalık gerildi. Ancak aralarında demir parmaklıklar varken onunla yüz yüze duran Jung-bin’in sıcak gülümsemesi değişmedi.
“Bu onun kendi isteği. Bizim de yapabileceğimiz bir şey yok. Kusura bakmayın.”
“Diyorum ki, neden böyle birinin iradesine bu kadar saygı duyuyorsunuz!”
Honeybee öfkeyle işaret etti. Jung-bin zor bir ifadeyle cevap verdi.
“Kanun böyle. Bay Matthew’yu ikna etmeye çalıştım ama, hmm…. kendisi çok kararlı.”
Gospel of Matthew, Uyanmış Yönetim Bürosu’nun yer altı hapishanesinde tutuluyordu ve mahkemesini bekliyordu. Tüm suçlamalarını kabul etmiş ve suçlarının HB Klanı ile hiçbir ilgisi olmayan bağımsız eylemler olduğunu beyan etmişti. Honeybee onu ziyaret etmeye devam ediyordu. Çünkü ona söylemek istediği çok şey vardı. Ancak Matthew her zaman ziyaretleri reddediyordu. Onun gibi bir suçluyu unutmasını ve iyi yaşamasını söylüyordu. Saçmalık! Masum Jung-bin’e birkaç söz daha savurmak üzereyken telefonu çaldı. Şimdi kimdi bu. Honeybee öfkeli bir yüzle telefonunu çıkardı, sonra duraksadı.
[Akşamdan Kalma Çorba Dükkânı]
Bu, dükkân sahibi Cha Eui-jae’den gelen bir telefondu. O öfkeli yüzünde hafif bir şaşkınlık belirdi. Telefon mu? Durup dururken? Bir şey mi olmuştu? Boğazını temizlemek için hafifçe öksürdü, sonra cevapla tuşuna bastı.
“Alo. Ne oldu?”
—Ah, Bayan Honeybee. Ben Cha Eui-jae. Şey…
Bir an tereddüt ettikten sonra, karşı taraftaki Cha Eui-jae nihayet konuştu:
—Biraz tavsiye isteyecektim. O… randevu hakkında.
Randevu. Bu tek kelime kulaklarına çarptı. Honeybee gayriihtiyari başını hızla yana çevirdi. Parmaklıkların arkasındaki Jung-bin de sanki ‘randevu’ kelimesini duymuş gibi gözlerini fal taşı gibi açmıştı. Honeybee telefonun hoparlörünü kapattı ve hızla fısıldadı:
“Bekle, bekle, bekle. Bir dakika sonra seni geri arayacağım. Biraz bekle!”
Çat. Telefon kapandı. Odayı cehennem azabı gibi bir sessizlik kapladı. Jung-bin bir şey söylemek istercesine ağzını açtığında, Honeybee onu keskin bir şekilde işaret etti.
“Ahaha! Merak ediyorsun, değil mi? Meraktan ölüyorsun, değil mi?”
Gözleri parladı.
“Eğer merak ediyorsan, önce şu herif Matthew’yu ikna et!”
EKJDKSJQLSH HONEYBEE FAW DİVAMSIN
euijae nasıl her seferinde milletin diline düşmeyi başarıyorsun ya sen QWPRIWPWIEĞRIWĞWOPR