The Hunter Gonna Lay Low [Novel] - Bölüm 20 - Yan Hikaye
“Ah, Honeybee? Neler oluyor, Tanrım! Telefonun parçalandı!”
Makyaj sanatçısı şaşkınlık içinde geri çekildi. Honeybee nefes nefese kalmış, soluğunu düzene sokmaya çalışıyordu. Sakin ol. Sakin ol. Sakin mi? Bu durumda nasıl sakin olunabilirdi?
Lee Sa-young ve Cha Eui-jae. Lee Sa-young ve J. Eğer Lee Sa-young ve J arasında bir seçim yapması gerekseydi, ölüp tekrar dirilse bile J’yi seçerdi. İkisini de tanıyan çoğu kişi, özellikle de avcı endüstrisinde yer alanlar, kesinlikle ikincisini seçerdi.
‘Hayır, eğer o J ise bu gerçekten çok yazık!’
Çalışkan bir akşamdan kalma çorba dükkân sahibi ve eski bir kahraman. Diğer tarafta ise terbiye yoksunu, sabıkalı eski bir baş belası; şimdilerde Lee Sa-young adıyla anılan aktif bir işsiz. Sahip olduğu tek şey para ve yüzüydü. Bu ikisi kıyaslanamazdı bile. Honeybee’nin bakış açısına göre Lee Sa-young, akıl hastası ve utanmaz bir hırsızdı.
Doğru, başkalarının aşk hayatına karışılmamalıydı ama bu gerçekten tahammül edilemez bir durumdu. O nazik ve çalışkan J’nin, Lee Sa-young gibi birinin pençesine tamamen düşmesine nasıl seyirci kalabilirdi!
‘Buna izin vermeyeceğim!’
Ancak öfke öfkeydi, çekim ise çekimdi.
“Honeybee, makyajı çabuk bitirmeliyiz!”
“…Peki.”
Menajerinin dokunuşuna karşı koyamadı ve tekrar koltuğa yığıldı. Aynadaki yüzü, her an birinin boğazını sıkmaya hazırmış gibi gaddar görünüyordu.
Reklam çekiminden sonraki gün Honeybee, tam açılış saatinde bir eşek arısı gibi ayılma çorbası dükkanına koştu.
[Bugün kapalıyız]
Sıkıca kapatılmış kapının üzerinde gelişigüzel yapıştırılmış bir kâğıt buldu. Renkli reklam broşürlerinin üzerinde, neden belirtilmeden, hatta kaba bir üslupla karalanmış bir yazı duruyordu. Nereden bakılırsa bakılsın bu Cha Eui-jae’nin elinden çıkmış olamazdı. Bu…
“Lee Sa-young…….”
Omuzları şiddetle sarsıldı. Başını ellerinin arasına alıp tekrar çığlık attı.
“Seni gidi deli herif!!”
Yeni telefonuyla Lee Sa-young’u arama yağmuruna tutmaya başladı. Tabii ki cevap gelmesi imkansızdı. Öfkeden yanan Honeybee, o telefonu açana kadar aramaya kararlıydı.
: Teşekkürler Honeybee. Sayende randevumuz çok keyifli geçti.
: Bir dahaki sefere karşılığını kesinlikle vereceğim!
Bu sırada Cha Eui-jae’den gelen ve son bir onaylama gibi hissettiren teşekkür mesajının yanı sıra;
: Honeybee, lütfen bir kez olsun telefonu aç. ㅠㅠ
: Matthew’yu her ne şekilde olursa olsun ikna ettim.
: Ayrıca dün yüklenen fotoğraflar hakkında bir bilginiz var mı? Lee Sa-young telefonları açmıyor ^^;
Jung Bin’den gelen tüm bu acil mesajları tamamen görmezden geldiğinin farkında bile değildi.
***
Bu sırada Lee Sa-young ve Cha Eui-jae’nin randevusu başka bir yerde de gündemi sarsıyordu.
Avcıların anonim topluluğu: HunterNet.
Sistem ortadan kalkmış ve avcılık mesleği geçerliliğini yitirmiş olsa da, avcı topluluğu inatla hayatta kalmaya devam ediyordu. Elbette günde sadece birkaç paylaşım yapılıyor, topluluk sadece varlığını sürdürüyordu.
Bu sessiz topluluğu uyandıran tek bir paylaşım oldu.
Başlık: [Anonim] 240’tan güncel haber.jpeg (Fotoğraf) (Fotoğraf)
Sabah erkenden akvaryumda randevudalarmış
Şanslı herif
Eklenen fotoğraflar, sosyal medyada binlerce kez paylaşılan ve şimdi on binlerce etkileşime ulaşan Lee Sa-young’un randevu fotoğraflarıydı. Lee Sa-young’un kötü şöhretini bilen avcıların şaşkınlıktan küçük dillerini yutmaları gayet doğaldı.
— Sistem gitti diye bu da iyice delirdi herhalde?
— Lütfen başlığa “240 uyarısı” ekleyin.
— Bu şop değil, gerçek mi?
— Zengin işsiz olmak ne kadar imrenilesi… Ben ise fakir bir işsizim.
Şaşkınlık, hayret ve kıskançlık. Fotoğrafları inceleyenler arasında biri, Lee Sa-young’un yanındaki kişinin ünlü akşamdan kalma çorba dükkânı sahibi Cha Eui-jae olduğunu fark etti.
Başlık: [Anonim] 240’ın yanındaki şu kişi dükkân sahibi değil mi? Saç rengine ve duruşuna bakın, kesin dükkân sahibi. Akvaryuma beraber gidecek kadar yakınlar mıymış?
Yorumlar (99)
— Gittiklerine göre yakınlar demek ki. 240 son zamanlarda dükkânda yatıp kalkıyor.
— Ama 240 hala zehirli değil mi? Dükkan sahibi onun yanında nasıl sağ kalıyor? D-rank diyorlardı.
ㄴ İtem kullanıyordur belki.
ㄴ İtem etkileri çoktan bitti be aptal.
ㄴ Belki zehre karşı direnç yeteneği vardır?
ㄴ D-rank birisi S-rank zehriyle nasıl baş etsin ᄏᄏ.
Başlık: [Anonim] 240 gerçekten bir süperstar. Sadece birkaç fotoğrafı bile ölü topluluğu canlandırmaya yetti.
Sistem kapandığından beri HunterNet uzun zaman sonra ilk kez patlama yaşıyordu. Her şey Lee Sa-young sayesindeydi. Yeniden hareketlenen toplulukta avcılar hevesle paylaşımlar yapıyordu. Çoğu fotoğrafları tartışırken, aralarda birbirinin halini hatırını soranlar ya da son zamanlarda hayatın zorluğundan yakınanlar vardı.
Ve bunların arasında keskin bir paylaşım belirdi.
Başlık: [Anonim] Bana deli diyeceğinizi bilerek yazıyorum. Akşamdan kalma çorba dükkân sahibi J’ye benzemiyor mu?Yüzü değil ama duruşu ve saç rengi. Eski J ve 240 fotoğraflarıyla kıyaslayınca çok benziyorlar. Yoksa o J mi? Bir tek ben mi böyle düşünüyorum?
Yorumlar (99+)
— Gri saç gördün diye hemen J mi oldu? O zaman fareler de J’dir ᄏᄏ.
ㄴ Sadece saç değil, duruşu çok benziyor. Fotoğrafları kıyaslayın bir.
— Lütfen kendinize gelin. J neden çorba pişirsin?
ㄴ Ben sadece olabilir diyorum;; Değil demek için fazla benziyorlar çünkü.
— Ama cidden benziyor… D-rank olmasına rağmen gücü de çok fazla değil miydi?
Tabii ki reddeden paylaşımlar da vardı.
Başlık: [Anonim] Hayır, s*ktir git, saçmalamayın. Beyniniz varsa biraz kullanın. Eğer o dükkân sahibi J ise? Bu 240 ve J’nin akvaryumda baş başa randevuya çıktığı anlamına gelir ᄋᄋ… Sktir, mantıklı mı bu? Prometheus’a inansam daha iyi.* Bu imkansız.
Yorumlar (99+)
— İnsanların elinden ateş püskürttüğü bir dünyada imkânsız olan ne?
ㄴ wkwkwk.
— Tamam, ben dükkân sahibinin J olduğuna inanacağım~ Daha eğlenceli~
Ve Noryangjin Balık Pazarı, Jangmi Balıkçısı.
Sa-young, çalan telefonunda [Honeybee] ismini görünce hafifçe gülümsedi. Telefonu sessize alıp cebine koydu. Havada süzülen bir yılan balığı, Sa-young’un başının yanında kalp şekli çiziyordu. Tık-tık-tık diye klavye sesleri duyuluyordu.
“Hm, sosyal medya neredeyse tamamen Lee Sa-young ile dolu ama HunterNet’te durumu çabuk çakanlar var.”
“Çok mu?”
“Aşırı değil ama böyle bırakılırsa fark edenlerin sayısı artacak gibi görünüyor~”
Küçük Mackerel sırıttı. Sonra randevu fotoğraflarını inceledi.
“Beraber selfie bile çekildiniz mi? Görünüşe göre randevunun tadını sonuna kadar çıkarmışsınız. Bu gerçekten…”
Küçük Mackerel gülümsemesini sildi ve ciddi bir yüzle ekranı kaydırarak paylaşımları analiz etti. Sa-young sadece omuz silkmekle yetindi. Küçük Mackerel ellerini klavyeden çekip çenesine dayadı.
“Peki, bu seferki talebin ne?”
“Temizle.”
Sa-young dizüstü bilgisayara doğru kafa salladı.
“Yolu neyse yap. Cha Eui-jae ve J’nin aynı kişi olduğu algısını yok et. Tamamen silemiyorsan bile, bunun bir şaka, saçmalık veya dalga geçme konusu olarak algılanmasını sağla.”
Küçük Mackerel gözlerini kıstı. Bir şeyler hesaplıyormuş gibi parmağıyla hafifçe yanağına vurdu.
“Tamamen silmek pek mümkün görünmüyor. Büyülü taşlar olmadığı için kardeşimin yetenekleri kullanılamaz, hm…. Ama yapılabilir. Uyanış Yönetim Bürosu tarafından da biraz yardıma ihtiyacımız var. Bunun ek bir maliyeti olur, sorun olur mu?”
“Sorun değil.”
Mor gözler soğuk bir şekilde parladı.
“Cha Eui-jae’nin J olduğuna dair dedikoduları ne pahasına olursa olsun kapat.”
“Peki…. Anlaşıldı! İşi kabul ediyorum.”
Küçük Mackerel omuz silkti ve ayağa kalktı. Geniş bir gülümsemeyle elini sıkmak için uzattı.
“Canavarların ve çatlakların yok olduğu bir zamanda, kahramanlara hala ihtiyaç var mı? Asıl ihtiyaç duyulan şey bir akşamdan kalma çorba dükkân sahibi.”
Sa-young hafifçe gülümseyerek eli sıktı ve iki üç kez salladı.
“Doğru söylüyorsun….”
“Ah, bu arada. Abim kaya balığı ve somon saşimi hazırladığını söyledi. Onları almayı unutma.”
“Hazır, hazırlandılar….”
Kapının arkasından, pembe plastik bir önlük takmış, elinde saşimi bıçağı tutan bir genç belirdi. Gür lacivert saçları ve altında siyah çerçeveli gözlükleri vardı. Bu Büyük Mackerel’di. Elinde bıçak olduğunu fark edince irkildi ve aceleyle indirdi. Ardından beceriksizce siyah, büyük bir plastik torba uzattı.
“B-bunlar… L-lütfen, götürün ve hyung-nim ile b-birlikte yiyin.”
“Teşekkürler.”
Sa-young torbayı alıp hafifçe kafa salladı. Küçük Uskumru, Büyük Uskumru’nun omzuna kolunu attı ve uğurlamak için el salladı.
“Görüşürüz~ İş bitince haber vereceğim~”
Balık pazarından çıkan Lee Sa-young, durmaksızın arayan Honeybee’nin numarasını hiç tereddüt etmeden engelledi. Ardından Eui-jae’yi aradı. Telefon açılınca yumuşak bir sesle konuştu.
“Hmm, hyung.”
— Efendim Sa-young. Neredesin?
“Şimdi eve dönüyorum…. Kahvaltı mı? Hayır, saşimi aldım. Onu yiyelim. Evet, evet.”
Sa-young telefonu kapattı ve mırıldanarak yolda yürümeye başladı.
***
Ancak.
Honeybee, artık arama sesinin bile gelmediğini fark edince numarasının tamamen engellendiğini anladı.
“Bu deli herif gerçekten…!”
Telefonunu tekrar ikiye bölmek üzereydi ki gelen mesaj bildirimlerini görünce durdu. Talihsizliğin içinde hala bir şans vardı.
Neyse ki Jung Bin’in mesajı, Eui-jae’nin mesajının üzerindeydi.
Gelen üç mesajdan bir cümle dikkatini çekti.
: Matthew’yu her ne şekilde olursa olsun ikna etmeyi başardım.
Honeybee hızla başını kaldırdı. Ardından ayağını yere vurup koşmaya başladı.